Google+ Followers

1 Ekim 2014 Çarşamba

''Yalnızsın ve yağmur mu yağıyor?
Kahveni al,
Kitabını al,
Müziğini aç.
O zaman yalnızlığı daha çok seveceksin...''

Geçtiğimiz günlerdeki halim buydu. Şimdilerde kitap okumaya biraz ara verdim malum gözlerim biraz tepkililer bana :)


Bazen ihtiyacın olan tek şey; bitmeyen bir kitap ve kahvedir…

29 Eylül 2014 Pazartesi

#KızGibi

Normal paylaştığım şeylerin biraz dışına çıkmak istiyorum. Belki size tuhaf gelecek ama sizinle bunu paylaşmak istedim. Lütfen ön yargıları bir kenara bırakıp alttaki videoyu sonuna kadar izleyin.
  Şimdiye kadar sizden pek bir şey istemedim. Ama şimdi rica ediyorum. Bu video izlediğinizde içinizden ne geçtiğini lütfen benimle paylaşın.

28 Eylül 2014 Pazar

Günlük Hava Durumu Raporu


"Anladım ki her şeye sahip olmak isteyen elindekini de kaybediyormuş…" Ne kadar doğru bir söz öyle değil mi? İnsanlar bencilleşir ve her zaman daha da fazlasını ister ve bu uğurda elindeki de dahil her şeyini kaybeder..

Gidin Yatın!


Malefiz filmini dün izledim. Ve orada da yineleniyordu. ''Gerçek aşk diye bir şey yoktur.'' Bu resimdeki yazıyı görünce aklım filme gitti. Gerçek aşk var mıdır yoksa yok mudur gerçekten bilemiyorum. İdrakımı aşan bir konu bu. Ama şunu biliyorum sonsuz diye bir şey yoktur. Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Hayatta her şeyin bir sonu vardır. Hayatımızın bile. Hatta bazen cümleler bile tamamlanamaz yarıda kesilir. Onların bile sonu yoktur. Velhasıl kelam gidin yatın :)

27 Eylül 2014 Cumartesi

Eti Balık Kraker Mısırlı :)

Son zamanlarda yeni şeyler deneme hastalığına yakalanmış olabilirim :)Karides dilimine kadar gidecek aklımda yeni şeyler deneme arzusu var. Ya da siz ona oburluktan ne yiyeceğini şaşırıyor da diyebilirsiniz tercih sizin :)
Eti Balık krakeri bilmeyeniniz yoktur. Şimdiye kadar hep severek yemişimdir hala da öyle tabii. Eskiden reklamı yapılmazdı ama son dönemlerde yapılmaya başlandı. Hatta acılı balık kraker çıkmıştı reklamlarının ilk çıktığı dönemde. Şimdilerde mısırlı balık krakerleriyle bize merhaba diyorlar.Mısırdan ithal balıklar yani reklamlarında görünen o :) Her neyse denedim ve beğendim. :) Balıklar diğer çeşitler gibi kırmızımsı değil. Daha çok sarı. Aslında mısırı çok severim. Ama ard arda kraker şeklinde yendiğinde bana ağır geldi tadı tabi ilk aşamalarda gayet lezzetli buldum ama yedikçe ağırlaşmaya başladı sanki.Bilemiyorum zevkler ve renkler tartışılmaz ama bence deneye değer :)
Dip Not: Bilgisayar ekranımda gördüğünüz kişiler benim son dönemlerde rastladığım ve çok sevdiğim bir aile. Bilenleriniz illaki vardır. Bilmeyenleriniz için tanıştırayım. Youtube da vlog yani günlük hayat videoları yapıyorlar ve her günlerini bizlerle paylaşıyorlar. Youtube da gurbetçi ailenin günlük hayatı diye aratırsanız bulabilirsiniz. Bence çok şahane bir aile :)

26 Eylül 2014 Cuma

Korkuyorum!

Gözlerim sanırım artık bana katlanamıyor. Son günlerde epey kızarıyorlar.. Bu beni korkutuyor. Belki abartıyorumdur bilmiyorum ama hali hazırda kör olma riskim olduğunu yadsıyamıyorum. Göz tansiyonum olduğu doktora her gittiğimde orta çıkan bir durum. Göz tansiyonunu yüksek gösterenin kornea kalınlığım olması içimizi rahatlatan bir konu olsa da yıllık olarak kontrol altına alınıp göz damarlarımın tahribatını kontrol ettiriyoruz. En son ne zaman göz doktoruna gittiğimi hatırlamıyorum ama yakın bir tarihti. O zaman tansiyonum yüksek çıksa da bir problem çıkmamıştı. Şimdilerde acayip bir korku bütün benliğimi ele geçirmiş durumda. Gözlerim şimdiye kadar hiç bu kadar kızarmamıştı. Özellikle tek gözümde oluşan aşırı kızarıklık beni son derece korkutuyor. Yakın bir zamanda doktora gideceğim. Umarım her şey yolundadır.

25 Eylül 2014 Perşembe

Lipton Ice Tea Yorumlarım :)

Beni gerçekten tanıyanlar bilir ki ben soğuk çay hastası bir insanımdır. Nerede soğuk çay varsa ben oradayım. Havalar soğumaya başlasa da benim vazgeçilmezim.Bir de genel olarak yeni çıkan bir şey varsa denemek isteyen biriyim.Piyasadaki neredeyse bütün soğuk çay çeşitlerini içtim desem yalan söylemiş olmam sanırım. Sadece Liptonun mango ve egzotik meyve aromalı olan soğuk çayını ve son çıkardığı şeftali ve kayısılı olanı denememiştim. Şimdilerde deneme fırsatım olduğu için sizlere fikirlerimi paylaşmak istiyorum.
Not: Kendimi gurme falan zannettiğim yok amacım sadece fikir vermek.
İlk olarak mango ve egzotik meyve aromalı olandan başlayayım. Denemeye değer benim hoşuma gittin. Fakat tek kötü yanı var oda fazla şekerli oluşu. Normalde ben pek şeker kullanan bir insan değilim çayımı şekersiz içerim. Kahvemi orta şekerli ya da sade tüketirim. Belkide bu yüzden şeker oranı bana fazla gelmiştir bilemiyorum ama şeker tadının yoğun oluşu beni biraz rahatsız etti.Ve biraz sanki buruk bir tadı varmış gibi geldi. 

Vee son olarak liptonun kayısı ve şeftali aromalı soğuk çayına geliyorum.Bu tarz büyük boy içecekler nedendir bilinmez  benim hoşuma gidiyor. Tadına gelecek olursam. Bence güzeldi. :) İçerken yoğun bir kayısı tadı geldi ağzıma sonra ''şeftali aroması nerede bunun''dediğimde şeftali aromasına da şahit oldum.İkisi bir arada hoş bir ikili olmuş ben beğendim. Rahatsız etmiyor tadı.
Sonuç olarak bu iki lezzeti denemediyseniz bir şans verin derim. Birini beğenmeseniz birini beğenebilirsiniz bence :)

Resimdekiyle Bir İlgim Yoook :)

Başlıktan da anlayacağınız üzere resimle benim bir ilgim yok. Sadece bu resimle internetten karşılaştığım andan çok hoşuma gitmişti. Tatlı kıskançlık hoş bir durum tabi ama insanların sevgiliyken birbirlerini bu denli kısıtlaması benim hep sevmediğim şeyler arasında olmuştur... Her neyse biraz tebessüm etmeniz için paylaşmak istedim. Ve tabi gecenin bir körüne kadar uyumayıp mesajlaşan çiftlere hep gıpta etmişimdir.Ne konuşurlar ki acaba demişimdir. Ama resim ne konuştuklarını ortaya çıkarttı. :)

Çünkü Hayat olduğu gibidir.

''Çünkü hayat olduğu gibidir. Olması gerektiği gibi değil.''
Sanırım bunu hep unutuyoruz,en çokta bu yüzden üzülüyoruz. Beklentilerimiz var hayatta. Yanlış demiyorum. Bence de hayattan beklentileri olmalı insanın. Düşünceleri,hayalleri.. Ama işte hayatta hep o hayallerden  vuruluyoruz biz. Beklentilerimiz olması gerekenden daha yüksek olduğu için sanırım bu mutsuz oluşlarımız. Hayal kırıklığıyla sonuçlanıyor her  şey.''Yaşın kaç ki senin peh'' diyeceksiniz belki ama ben hayal kırıklığına uğramaktan yoruldum. Çok fazla insan mı tanıdın ki diyeceksiniz ama tanımadım tabiki dünya nüfusunu düşününce hayatıma giren kişi sayısı deve de kulak bile sayılmaz. Hayatıma giren derken bahsettiğim şey erkek arkadaş muhabbeti değil genel olarak gerçekten arkadaşlıktan bahsediyorum. Arkadaş ortamında da çok vurgun yediğim oldu,hayatta beklediğim hayallerimden,ideallerimden de çok vurgun yedim. Yaşım dolayısıyla bu bana ağır gelmeye başladı artık. Benden daha kötü durumda hayal kırıklığı yaşayan yok mudur vardır elbette. Dünyada hepimiz başka evlerde farklı hayatları yaşarız. Ama şöylede bir şey var ki herkesin yaşadığı kendine ağır gelir. Tabi ki şükrettiğim yerler olmuyor değil. Ama şu sıralar psikolojik olarak buhranlar yaşıyorum. Belkide her şeyin üst üste gelmesindendir. Hiç beklemediğim insanlardan çok büyük vurgunlar yedim (kendimce).. Kişilik olarak pes etmeye ve bunalıma yatkın biriyim. İntihara meyilliler takımı gibi.. Şimdilik bir vukuatım olmadı hala umut var :)
Bilemiyorum şu sıra atlatmam gereken bir dönemden geçiyorum. Geçmişimi özlüyorum. Özellikle lise hayatımı kıymetini bilemediğim arkadaşlıklarımı.. Her şeyden önce masumiyetimi özlüyorum. İnsanlar büyüdükçe masumiyetlerini de kaybeder derler ya sanırım bunu da kabullenemiyor insan. Sonuç olarak bu başlangıç bumu biliyorum. Hayatta daha nelerle karşılaşacağım kim bilir. Umarım pes etmem hayattan. Şuan sadece adapte olmaya çalışıyorum değişen koşullarıma. Neerden nereye geldi konu. Neyse hepinize günaydın,tünaydın,iyi akşamlar,iyi geceler.. hangi zaman diliminde okuyorsanız artık hoşçakalın.

24 Eylül 2014 Çarşamba

KPSS

Kpss'ye girecek herkese şimdiden başarılar diliyorum.  Parasını yatırıp başvurusunu yapmış olsam da ben girmekten vazgeçtim. Ve merak edip acaba nerede girecekmişim  diye bile bakmadım. Yaptığım şey belki şımarıklıktır bilemiyorum. Ama geçirdiğim bu dönemde bir şey anladıysam oda devlet memuru olmak istemeyişimdir.
Hayatıma kendime göre bir yön vereceğim.Ve memurluk ,hayatımda yer almayacak bir yerde olacak.
Her neyse sınavda hepinize başarılar diliyorum. Umarım hayat sizi olmak istediğiniz yerlere getirir.  

22 Eylül 2014 Pazartesi

Sorunlu Bir Kişiliğe Dönüşmek

Niye böyle bir resim seçtim bilmiyorum sanırım yazımın büyük bir çoğunluğunu sigara oluşturacak o yüzden iradesiz Gülşen'in çırpınışlarını okumak istemezseniz anlarım.Yıllar sonra bu yazıyı okuyacak olan çocuklarım eğer sigaraya başlamışsam sakın beni örnek almayın. Henüz tanımadığım eşim. Sevgili eşim, sana bir açıklama yapmayacağım. Çünkü evlendiysek eğer  beni her şeyimle kabul etmiş,sevmiş biri olacaksındır. Evlendiysek  eğer beni yargılamayacak tek insan olacaksındır. Sen bu kadar değerliyken benim geçmiş buhranlarımı kafana takmayacak kadar beni tanımış ve belli bir olgunluğa erişmiş olacaksındır. Şuan seni tanımıyorum ama hayalimdeki eşin kişilik özelliklerini biliyorum. O yüzden her kimsen seni şimdiden seviyor ve özlüyorum.
Son zamanlarda bana neler olduğu konusunda bir fikrim yok. Değişken bir ruh hali içerisindeyim. Gelgitlerim var.. Herkes gibi zor dönemlerden geçiyorum. Şuanlık kendi kendimi eğlendirmeye çalışıyor kitap okuyarak kafamı başka yöne çevirmeye çalışıyorum ama Sabahattin Ali okuyan bir insan kafasını nasıl dağıtır bilemiyorum.. Şuan beni her şeyden öte zorlayan şey sigara. Bu konuyu açıklığa kavuşturmadan önce şunu söylemeliyim ki ben sigaradan nefret eden bir insandım. Tamam nefret pek doğru bir söylem olmadı. Yanımda sigara içen biri olduğunda nefes almakta zorlanırım. Sigara kokusuna ve şu sigara içen insanlarda (ki benim hayatımda sevdiğim  neredeyse bütün herkes  sigara içiyor) o üstlerine sinmiş nikotin kokusundan ifrit olan bir insanımdır. Ama gelin görün ki şuan burnuma sürekli sigara kokuları geliyor. Yani tamam çevremdekiler sigara içiyor onun kokusudur diyeceksiniz ama bu farklı hani canınız bir şey ister ya buram buram burnunuza gelir kokusu aynen öyle bir istek var şuan sigaraya karşı bende.İçimde sigara içmek için çırpınan bir şeyler var. Sigara içmek hayatımda isteyebileceğim son şey bile değilken bu denli içme isteği canımı çok sıkıyor. Bazen iradesiz bir insan olduğumu biliyorum. Ama bu sigara konusunda irademe sahip çıkmam gerektiğini biliyorum.Hayatımın hele ki gençliğimin bu dönemlerini bağımlı bir birey olarak geçirmek istemiyorum...
Gülşen'in Kendine Öğüdü: Fighting !
Hep hava durumu raporu mu yayınlayacağım canım bazen kendime de öğütler verebilirim bence. :)

20 Eylül 2014 Cumartesi

Yeni Sorunlar




Okulumla alakalı bir sorun yaşadım bu hafta. Erkenden gitmem gereken bir durum yaşadım. Neyse ki hocamı arayıp şehir dışında olduğumu gelemeyeceğimi söyledim de Isparta'ya gidişimi bir süre daha ertelettim. Velhasılı dostlar bir süre daha Isparta'dan uzağım çok şükür. İçimden hiç oraya gitmek gelmiyor. Şeytan okulu dondur bir daha da gitme o Isparta'ya diyor.Hayatımdan Isparta kısmının tamamen yok olup gitmesini istiyorum. Orada yaşadığım tatsızlıkları orası yüzünden tanıdığım insanları gömüp hiç o şehre gitmemiş gibi hayatıma devam etmek istiyorum. Şimdilik ne olur bilmiyorum ama kendi deli damarımı attırırsam kendimin bile sonucundan korkacağım kararlar alırım bunu hissediyorum...Neyse geçirdiğimiz bu haftayı böylece bitirdim.Bu haftanın nasıl geçtiğini biraz anlatmak istiyorum. Ablamlar geldii :)
Kendimce sorunlu dönemden geçerken ablam ve eşi (Yaaani abimm ) geldi. :) Çook yoğun geçti bu hafta geniş bir aile olarak bolca vakit geçirdik. Ve bolca eğlendik. Hayatımda ilk defa bir abiye sahip olmanın ne demek olduğunu anladım. İki gün evvel ablam, abim ve ben beraber gezdik. Bir yerde oturup kahve içtik bir şeyler yedik. Hepsinden önemlisi sohbet ettik. Çok şey konuştuk. Çok şey anlattım,sordum. Çook soruma cevap oldu hatta soramadıklarıma bile cevap verdi. Bir erkeğin gözünden gösterdi bana her şeyi. Yolumu aydınlattı anlattıklarıyla.. Ve şunu söylemeliyim ki herkesin bir abisi olmalı hayatında. Çünkü ancak bir abi yol gösterebilir küçük kız kardeşine. 20 yaşından sonra bir abiye sahip olsam da bundan sonraki bütün yaşamım boyunca yanımda olacağını bilmek beni mutlu ediyor. Onlarla Eskişehire gideceğim. Okul tatillerinde de onların yanına gideceğim. :) Kısacası artık bir ayağım Eskişehir olacak. Zaten bu ikinci üniversite olayında tercihlerim arasında Sakarya ve Eskişehir var şuanlık ama zaman ne gösterir bilinmez :)

14 Eylül 2014 Pazar

''Peki o güven duygusu yok olduğunda ne olur? İnandıklarımız gözlerimizin önünde yok olurken nereye kaçarız?''
Bu sözle nerede karşılaştım hatırlamıyorum. Ya okuduğum bir kitapta geçiyordu ya da izlediğim bir filmde. Geçenlerde kitaplığımı düzenlerken II. Selimin şiirini bulmuştum. Sizinle de paylaşmıştım. O notun yanında daha niceleri vardı. Buda o notlardan biri. Kitaplar en iyi sığınağımızdır dedikten sonra elime bu notun geçmesi çok manidar oldu. Tesadüf diyemeyeceğim çünkü hayatta tesadüfe inanan biri olmadım. Her şeyin aslında bir sebebi olduğuna ve kurgulanmış bir düzen olduğuna inanıyorum. Her şeyin bir sebebi var bu nota yeniden rastlamamında..



Bugün çok konuşacak modda değilim. Buda benim bugünlük hava durumu raporum olsun.

İnsanlar Kötüydü...

İnsanlar kötüydü,kitaplara sığındım..
Kitaplar en güzel sığınağımızdır.
Çok hayalim vardı. Hepsi kitaplar içinden kurgulanmış. Çok güzel kahramanlarım oldu orada. En güzel sığınağım onlardı.
Kitaplar insanlar gibi acımasız olmuyor. Yargılamıyor,küçük görmüyor,seni olduğu gibi kabul ediyor. Dünyasına girmen için çok üst bir statüye ihtiyacın da yok. 
Yaş sınırı,karakter analizi de yok.Yargılamıyor seni,üzmüyor... Şuanlık küçük bir sığınağım var. Ama ileri ki dönemlerde romans lara geri dönüş yapacağım. 

8 Eylül 2014 Pazartesi

Şimdi yazacaklarımın resimdeki yazıyla bir ilgisi yok. Sadece yaz mevsiminin yerini sonbahara bıraktığı şu günlerde temsili güzel bir resim olduğunu düşündüm. Hayatımda  en sevdiğim mevsimler içinde sonbahar ve kış vardır.Kasvet insanıyım sanırım. Ağaçların dökülen yaprakları, serinleyen ve bulutlanan hava... İşte benim mevsimim :)
Oldum olası yaz sıcağından hoşlanmadım. Her zaman yağmurlu serin havaları sevdim. Şimşek çakıyor gök gürüldüyor ve bardaktan boşalırcasına şiddetli yağmur yağıyorsa moralim yerine gelir mutlu olurum. Normal değilim sanırım. :)
İşin ilginç yanı annem de gök gürültülü sağanak yağışlardan hoşlanır benim gibi. Ve ne zaman yağmur yağsa balkona çıkar otururuz annemle. Eğer sohbet anlarımıza denk gelirse daha bir güzel olur tabi yağmur ve gök gürültüsü eşliğinde..  
Bizim mevsimimiz  yaklaşıyor. :) Peki sizin mevsiminiz ne?   

Hatalarına Değil Sana Verdiği Tecrübelere Bak!


Buna benzer bir şeyi benim annemde söyler ve söylediği o söz benim hayat felsefelerimden birini oluşturur. ''Arkana bakarsan önünü göremezsin ve takılır düşersin.''    ''Geçmişe takılı kalırsan önünü göremezsin.'' Yani geçmişe takılı kalırsan şuanı kaybedersiniz.. 
Geçmişe bakmıyor değiliz. Dönem dönem arkamıza bakıp kendimizi sorguluyoruzdur. Fakat mevzu geçmişimize bakıp yaralarımızı deşip yas tutmak ve geleceğimizden şüphe etmek olmamalı. 
Zaman zaman hatalar yapıyoruz. İnsan olarak fıtratımızda olan bir durum. Felsefi açıdan bakarsak (lise yıllarımdaki felsefe hocamla atışmalarımı özledim son zamanlarda felsefi sorgularım hat safhada) zihnimiz doğuştan boş bir levha ve kendi yaşadıklarımızla öğreniyoruz her şeyi. Küçük bir çocuğu elini sobaya deydirip sıcaklığı hissedip sobanın ne olduğunu öğrenmesi gibi hayatı yaşadıklarımız öğretir bize..
Her neyse.. Benim düşüncem şu ki; hata yapmalı insan. Hata yapmalı ve hatalarının farkına varmalı. Ve yaptıklarını sorgulayıp her hatanın tecrübeye dönüşmesini sağlamalı. Yani geçmiş hatalarını kabullenip kendine dersler edinmeli ve geçmişi kapatıp geleceğe doğru yürümeli ve geçmişteki hatalarını tekrar etmemeli. Bunları yapabiliyorsa insan bence hata yapmaktan korkmamalı.  Geçmişte takılı kalırsan bugünü yaşamanın da anlamı olmaz hata yapmanında.
Hata yapmak tecrübe edinebilmek için var. 
Bilmiyorum insan sorgulamıyorsa yaptıklarını ve tekrarlıyorsa hatalarını hayatta hep üzülmeye ve incinmeye mahkumdur.Bence o kişi halinden de memnundur çünkü insan rahatsız olduğu durumu değiştirmeye çalışır.
Bunlar benim düşüncelerim. Sizce insan nasıl olmalı geçmişe takılı mı kalmalı yoksa yaptıklarından ders mi almalı?

7 Eylül 2014 Pazar


Günün sözü niteliğinde olmasa da bence her daim aklımızın köşesine yer etmeli bu söz .. Kimseyi takma! Ağzı Olan Konuşuyor! Hayallerin var, unutma!
Aslında bunun inkar etsek de insanların ne dediğine önem veriyor , yapmak istediklerimizi sırf bu uğurda hiçe sayıp insanların dediklerine göre şekillendiriyoruz hayatımızı. Bazen  çok sevdiğimiz insanlarda bize bu psikolojik baskıyı uyguluyorlar. Belkide sırf duygularımızla hareket ettiğimizden hayallerimizden vazgeçme noktasına geliyoruz. Şansımız varsa geri dönüşü olmayan yoldan dönebiliyoruz. Tabi bir de genelden baktığımızda da ''Ya böyle söylerlerse, ya benim için şöyle düşünürlerse ...'' Tarzı cümlelerden korkumuzda etkiliyor yaptığımız davranışları, hayallerimizi. 
Son zamanlarda kendimi  çok fazla sorgular oldum. Yaptıklarımı, düşündüklerimi .. Bencilliklerim var son zamanlarda. Belkide bana bencillik gibi görünse de hakkım olan şeyler ... Bilemiyorum kafam  çok karışık. Düşünce sistemimi değiştirmeye çalışıyorum ama sonucunda kendimin bencilleşmeye başladığını düşünüyorum öyle olmadığını söyleseler de ... Aslında  şuan ki halim tamamen ''Merhaba! Bende varım! ''Deme şeklim galiba. Sadece şuan ki durumum kendi isteklerime önem vermeye başlamam ki bunu ben bu güne kadar pek yapmamış olduğumdan hakkım olan şeyler bana bencillik gibi görünüyor. Kafam karışık anlayacağınız ama kendime şunu hatırlatmalıyım ''Bu Dünyada bende varım. Herkes kadar benimde bazı şeylerde hakkım var.Ve ben kendimi önemsemezsem kimse beni önemsemez. ''
Yanlış yolda mıyım bilmiyorum ama şuan Gülşen'in düşünceleri arasında sıkışıp kaldım. Kararlarıma gelecek olursam doğrularım anlık doğrularmış gibi geliyor sanki hata yapıyor gerçekten bencilleşiyor kırıyormuşum gibi hissediyorum  ..
Gülşen'in Bugünkü Hava Durumu Raporu: Havanın ani değişimlerine kalbim ve aklım da eklendi. Bir Güneş açıyor bir bulutlanıyor..Her şey sarpa sarmadan kendime çeki düzen vermeli mevsim kışa dönerken kendimi kışa çevirmemeliyim..

6 Eylül 2014 Cumartesi

Yeni Facebook Sayfasıyla Merhaba

Her şeyi yeniliyoruz madem o zaman facebook sayfamıda yenileyeyim dedim. Vee yeni facebook sayfasını sizlerle de paylaşmak istiyorum. Değişmeyen tek şey değişimdir diyor ve adım adım yenilenmeye başladığımı belirtmek istiyorum :) Facebook adresine buradan ulaşabilirsiniz işte tık tık  :)

2 Eylül 2014 Salı

II. Selimin Şiiri

Kitaplığımı düzenlerken eskiden yazmış olduğum not kağıtlarına rastladım. Muallim Naci'den tutun II. Selime kadar hoşuma giden şiirlerini not almışım. Sizinle de paylaşmak istedim II. Selime ait bu şiiri.Sanıyorum içinde ''gülşen'' geçtiği için ayrıca bir ilgi göstermişim vaktiyle. Ama şimdi bakınca derin manalar gizli.. Çok fazla bir şey söylemeyeceğim. İşte size şiir ve günümüz Türkçesine çevrilmiş hali. :)

Biz bülbül-i muhrik-demi gülzâr-ı firâkız

Âteş kesilür geçse sabâ gülşenimizden 

 Sultan II .Selim (Sarı Selim)
~~~~~~~~~~~~
     Biz bülbülün canını yakan  ayrılık vaktiyiz. 
Gün doğuşunda esen o hoş rüzgar
Gül bahçemizde ateş kesilir.


31 Ağustos 2014 Pazar

Kitaplar..


Yukarıdaki resme bayıldım. Umarım ileride hayatımı birleştireceğim kişi her kim ve nerelerdeyse bilemiyorum zat-ı muhteremi ama ben böyle olmak istiyorum :)
Kitap okumayı sevmeyen var mı ki ! Olduğunu biliyorum. Öyle insanlarla tanışmıştım. Ama karşıma kim çıkarsa çıksın yakınlarım, dostlarım,arkadaşlarım kitap okuyan ve kitapları seven insanlar olsun lütfeen :)
Kitap okumak denildiğinde lise  yıllarımı anımsadım. Alacakaranlık serisinin kitaplarını o dönemlerde okumuştum. Bir günde Tutulmayı okuduğumu hatırlıyorum hatta :)
Tenefüslerde kimseyle muhattap olmaz kitap okurdum. Ve tabi bir sürü kişiden gelen farklı farklı yorumlar olurdu. Zaman içinde uzaklaştım kitaplardan.Sırf insanların sözleri uzaklaştırdı beni. Şimdilerde bakıyorum da ne büyük aptallıkmış.. Bu zamana döndüğümde genel kararım kimseyi hiçbir konuda dinlememek.. Genel öğretim şu ki: Aklın var fikrin var düşün ona göre hareket et! Allahım nasılda kabalaştım öyle :) Neyse  ergenlik dönemini atlattım en nihayetinde kendi kararlarımı verebilecek düzeydeyim. Bu sebepten artık o ne dedi bu ne dedi derdini çoktan geçtim. Aslına bakarsanız ergenlikle de alakalı değil sanıyorum bu durum,tamamen kendi doğrularınızı kendi felsefenizi oluşturabilmekte. Belki kitaptan girdim mevzuya ama her konu için geçerli bence insanların ağzından çıkacak cümleler için yaşarsak kendi kararlarımızı alamayız. Vee zaman geçince pişmanlıklarımız da bir hayli gürültülü olur. Kendim için çok karar aldığımı söylemiştim.İşte o kararlardan bir tanesi ''ASLA BAŞKALARI İÇİN YAŞAMA'' Ben bunu istiyorum işte o yüzden ben böyle yaşayacağım. Başkaları istedi diye yolumdan dönmeyecek. Başkaları ne der korkusuyla yaşamayacağım. Bu uğurda arkadaşsız kalırım diye endişe etmeyeceğim. Belki bu söylediklerimi bencilce olarak algılayabilirsiniz. Ama hayatta bazen öyle noktalarla karşılaşıyor ki insan işte o noktalarda bencil olmak gerekiyor. Çünkü siz başkaları için yaşamaya başladığınızda kendinizi unutuyor ve sömürülüyorsunuz. Her şeyi geçtim siz yeri geldiğinde kendinizi düşünmüyorsanız başkaları neden sizi düşünsün ki ! Sizi düşünecek,koşulsuz düşünecek tek kişi aileniz. Aile dışında kendinizi düşünün diyorum. Bencillikten kastım kendinize değer vermeniz, herkes kadar bazı şeylerde sizinde hakkınız olduğunu ve kararlarınızın arkasında durmanız gerektiğini kastediyorum. Bu oyunda bende varım arkadaş demeli insan çoğu zaman. Sanırım bu konuda konuşacak çok şeyim var. Ama şuanlık benden bu kadar çünkü kafamı bu konuda çokta toparlayamıyorum. 
Nedendir bilmiyorum ama yazıyı yazarken içimden ''TEK YOL NİRVANA'' cümlesi geçti :D Bir de bunun plates hali var ama konumuzla alakalı değil o yüzden susuyorum. :)
Şimdilerde kitap okumaya çok fırsat bulamıyorum. Ya da ben o fırsatı şu sıra kendimi hazır hissetmediğim için yaratamıyorum. Yaa da son okumaya çalıştığım kitap ağır geldiği için kitaplara biraz mesafeli kaldım şu sıra.. Ama en kısa zamanda döneceğim. Çünkü bir sürü güzeeel kitaap aldım. Algımı oraya yönlendirmeliyim. Çünkü kitap okumak beni mutlu ediyor. Ve insanın her daim mutlu olmaya ihtiyacı var. :)

Gülşen'in bugünkü hava durumu raporu: Havaların serinliğini hissettirdiği akşam saatlerinde içimi kaplayan hüzün dalgası gidiş vaktimin az kaldığını söylese de vaktimin çoğunu ailem ve sevdiklerimle geçirmiş olmak içimin titreyişlerini teskin etmekte...


Yazacak bir şeyler bulamadığımda hava durumu raporumu yayınlamalıyım. Ya da bu şekilde filmlerden ya da dizilerden kesit sözler..


Hangimiz gözleri açık uyuya kalmıyor ki.Ama her şeyden öte hatalarımızın farkına varıp derin uykumuzdan uyanmış olmak değil midir en önemlisi ? Zararın neresinden dönersek kardır mantığı olsa gerek bu... Yine de ne olursa olsun uyanmak ve kendi dirilişimizi yakalamak en önemlisi.. Uykuya devam edenlerden olmamamız dileğiyle...

29 Ağustos 2014 Cuma

Bilgisayar Arızası Kapsamında Yaşadığım Sorunlar..

Dün yazımda bahsetmiştim bilgisayarımı Teknosa servisine vereceğim diye.. Bugün Teknosaya gittik. Teknosis midir nedir tam olarak dikkat etmedim. Teknosa içerisinde bir bölümde arızalanan vs ürünlerle ilgilendikleri bir bölüm var. Oraya gidip şikayetimi anlattım. Oradaki bayan  beklememi ilgili kişiyi çağıracaklarını söyledi. Beyefendiyi anons etti kaç dakika bekledik öyle orada bilmiyorum ama üç dört kere ara ara anons etti o bölüme gelmesi için. En nihayetinde birinin aklına geldi de gelip beyfendinin yemek arasında olduğunu söyledi. Ve o ilgilendi benimle. Tamam dedim o kadar bekledim ama işim hallolacak. Garanti belgemi aldı. İşlemimi yapmaya başladı bilgisayarımın arızasını anlattım. Tam bilgisayarı teslim edecekken oradaki bayanlardan biri HP'nin artık müşterinin evinden ürünleri teslim aldığını söyledi. ''Hobaaa !'' dedim içimden. Bana HP'nin müşteri hizmetleri numarasını verdiler ve orayı aramam gerektiğini söylediler.
Teknosaya bugün acayip sinir olduğumu belirtmek istiyorum. Madem HP müşterinin evinden teslim alacak madem benim onları aramam gerekiyor madem bunu biliyorsunuz bana neden söylemiyorsunuz! Ayrıca Teknosanın vizyonu tamamen müşteri memnuniyetine ve çalışanlarının güler yüzlülüğüne dayalıdır. En azından teoride öyle pratikte ise sadece satış yaparken güler yüz ve ilgi hat safhada gel gör ki iş satış sonrası bu tarz desteğe gelince 360 derece dönüşteler.Ayrıca dikkat ettim acaba güler yüzlü davranacaklar mı bir tebessüm olacak mı yüzlerinde diye ama yook ! Bilemiyorum teknoloji ürünlerini Teknosadan almama kararı içerisindeyim.
HP'nin müşteri hizmetleri servisine gelecek olursam. Beklediğimden biraz farklıydı. Yani ben onları arayıp bilgisayardaki sorunumu anlatacağım onlarda eve gelip bilgisayarımı servise götürecekler diye bekledim. Ama onun yerine beni telefondan yönlendirip bilgisayarda bir kaç işlem yaptırdılar. Bu işlem sonunda bilgisayar yeniden aynı arızayı verirse onları tekrar aramamı söylediler ve telefon görüşmemizi sonlandırdık. Görüşme sonrasında bilgisayar bir kaç kere daha aynı hatayı verdi ama bir kaç ayarını kurcaladım. Ve sonuç olarak bilgisayarım normale döndü. En azından şimdilik. Açıkçası korkmuyor değilim yine sorun çıkarırsa diye. Öyle böyle yeni bir şey daha öğrenmiş oldum. Sanıyorum yönlendirme sonunda bilgisayar arızam giderilmezse evden bilgisayarı teslim alacaklardı. Böylesi daha iyi oldu benim için bilgisayarımdan uzak kalmadan halledildi işim :) 

Nerelerdeydim Neler Oldu


Yine unuttum burayı. Bunu çok sık yapmaya başladığımın farkındayım. Ama bu sefer hafifletici sebeplerim var. Ispartadan yaz tatili için baba ocağına geldim. Vee bir aylık staj dönemim başladı. Staj günlüğümü oluşturmak her gün neler yaptığımı hislerimi buraya uzun uzun yazmak isterdim. Ama hem yorgundum hemde sanırım engellerim vardı... Sonrasında staj bitimine yakın ablamın kınası düğünü ilerleyen haftalarda zehirlenmem...Kendimce geçirdiğim zor zamanlar.. Ve en nihayetinde babaanemin hastaneye kaldırılması sonucu Ankaraya zorunlu gidişimizde eklenince değil blogla ilgilenmek kendimle ilgilenmeyi bile unuttum. Çok hareketli günler geçirdim. Kendimce çok karar aldım çok kararımdan geri döndüm. Ama şuan bakıyorum da hiç olmadığım kadar hazırım hayata. Yıkıldım çoğu şeyde.. Kendimi çok ezdim ezdirdim. Ama şuan bedenim 20 yaşında olsa da ruhumun bir iki yaş ilerlediğini hissediyorum. Anlatacağım çok şey var.Şimdilik sadece bir küçük kesit sunmak istedim durumum hakkında.. Yazacağım ama.. Devam edeceğim.. Stajda yaşadıklarımı özetleyeceğim,ablamın mutlu gününü anlatacağım,Ankaraya zorunlu gidişimi ve aldığım kararları,kırgınlıklarımı,kendime tahammül etme çabalarımı,küllerimden doğuşumu yazacağım... Şimdilik annemlerin bilgisayarından yazıyorum. :/ Bugün itibariyle kendi bilgisayarım ısınma sorunu yüzünden kafayı yedi yarın Teknosaya gidip tamir etmeleri için bilgisayarımı vereceğim bakalım ne zamana elime geçer.. Ondan sonra blogda büyük değişim (kendimce) olacak. Yeni bi facebook sayfası yeni blog resmi ve yeni blog yazılarımla geri dönüş yapmak niyetindeyim. Umarım yine birşeyler bana engel olmaz.
Gülşen'in bugünkü hava durumu raporu; Gebze dolaylarında geceleri serinleyen havalar ruhuma el uzatmaya başladı.İlerleyen günlerde durum ne olur bilinmez ama umarım aldığım kararlar gönlüme serinlik verir..

8 Mayıs 2014 Perşembe

Unuttum..


Bir blogum olduğunu unuttum. Kağıda kaleme sarıldım.. İçimdekileri dökmeyi sevdiğim yeri ihmal ettiğim yetmiyormuş gibi unuttum...
Yoruldum. İnsanların maskeleri altındakileri görmeye çalışmaktan,tetikte durarak kimden zarar gelecek acaba düşüncesinden yoruldum..Gebzeyi özledim. Gebzedeki hayatımı arkadaşlarımı özledim. Isparta hiç iyi gelmiyor bana. Tanıdığım bir kaç insan var beni burada mutlu eden. Bu şehrin bana kazandırdığı bir bilemedin iki insan var. Hatta sadece bir kişi var bu şehir sayesinde tanıdığım gerisi boş bunu çok iyi anladım. İnsanlar samimiyetsiz ve sahte. Her şey yalan. "Beni yanlış anlama seni kıskandığımdan söylemiyorum. İyiliğini istiyorum. Bunu söylemem gerek." Ne kadar da samimiyetsiz lakırdılar bunlar. Söylenmesi gereken şeyler zamanında söylenmediği taktirde her şey olup bittikten sonra söylemek ara "bozmak" istemektir BENCE.. Sırf tartışılıp küsüldükten sonra o insan hakkında söylenenler gerçek dışıdır BENCE. Suyu bulandırmak istemektir. Ki bu da çok aşağılıkça bir hareket. Yurt ortamından nefret ettiğim yetmiyormuş gibi bir de yurttaki insanlardan nefret etmeye başladım. Görünen o ki ben buradan gidecene kadar daha  çok yorulacağım...

1 Mart 2014 Cumartesi

Oriflame Pure Nature Organik Çay Ağacı ve Biberiye Özlü Ürün Yorumları

Sanırım ürün yorumu tarzı bir şeyi daha önce yapmadım. Ama bundan sonra yapmaya karar verdim. Kullandığım ürünler hakkında yorumlar yapacağım. Böylece o ürünleri almak isteyen kişilere karşı bilgilendirici olur.
NOT: Amacım marka karalamak değildir! Sadece tüketici olarak kullandığım ürünlerin iyi-kötü özellikleri hakkında bilgilendirici bir kaç şey söylemek istiyorum.
Oriflame yi duymayanınız yoktur sanırım. Hayvan deneyleri yapmadığı için tercih ettiğim markadır kendisi. Ve ürünlerinin doğal olması yönüyle iç rahatlığıyla kullanırım Oriflameyi.
 Ablamın Oriflame sattığı zamanlarda uygun fiyatlı diye organik çay ağacı ve biberiye özlü seriden sabununu almıştım. Ve düzenli kullanmamama rağmen faydasını görmüştüm. O gün bugündür bu seriden ürünlerin indirime girmesini beklemiştim. İndirime girdiği bir dönemde yüz yıkama jelini ve arındırıcı kremini aldım. Ürünler karma ve yağlıya dönük ciltler içindi sanırım.
Benim cildime uygun bir seri bu açıdan. En son kapatıcı stik te almıştım ama onu unuttuğum için resme dahil edemedim.
Şimdi izninizle tek tek ürünler hakkındaki düşüncelerimi söyleyeyim.
Öncelikle kremle başlayayım. Ürünlerin ikisinde de sanırım ağırlıklı olarak çay ağacı kokusu gelmekte. Daha önce başka bir markanın çay ağacı yağını kullanmıştım. O yüzden çay ağacı koktuğunu söyleyebilirim. Biberiyenin kokusunu bilmediğim için o konuda yorum yapamayacağım. Koku itibariyle insanı rahatsız etmiyor. Bilakis ferahlatıcı olduğunu söylemek mümkün.
 Rengi yeşil :) Nemlendirici özellikte. Fakat şunu söylemeliyim ki fazla nemlendirici özelliği var. Yani çok az bir miktarda kullanmalısınız yüzünüze. Aksi taktirde yağlıya dönük olan cildinizi yağlandırdığını görebilirsiniz. Kremi yüzünüze miktar olarak fazla sürdüğünüzde yüzünüz hem yağlanıyor hemde sivilceleniyor. En azından benim başıma gelen bu oldu. Fakat az miktarda kullanımda memnun kalabileceğinizi söyleyebilirim.
Sanırım tonikleyici yüz yıkama jeli olarak geçiyor bu ürün. Kokusu yine aynı fakat kremle kıyaslayınca daha az. Memnun kaldığımı söyleyebilirim.Kreme göre bu ürünü daha çok sevdim. Yüzünüzü yumuşaklaştırıyor ve arındırıyor. (gerçi aynı şeyi kremde yapıyordu ama neyse :))

Kapatıcı stik e gelince. Görüntüdeki gibi iki kısımdan oluşuyor. Duyduğuma göre krem rengi kısmı yüzünüzde kapatmak istediğiniz bölgelere uyguluyorsunuz. Kapatıcı özelliğe sahip.
Yeşil kısmı ise temiz yüze sivilceli yerlere uyguluyorsunuz. Sivilcelerin yok olmasına yardımcıymış.
Kapatıcı olanı pek kullanmadım. Ben genelde bb krem kullanıyorum. Yeşil kısmı denedim. Dedikleri gibi sivilceleri azaltıyor. Olan sivilceleri kurutuyor. Bu yüzden tavsiye ederim.
Ben genelde bu tarz ürünleri düzenli kullanamadığım için tam anlamıyla faydalanamıyorum. Ama düzenli kullanımda gözle görülür bir iyileşme olacağını garanti edebilirim. Tabi cilt tipinize uygun olup olmadığını hesaba katarak kullanmalısınız. :)
Oriflamenin Çay Ağacı serisini kullanmanızı tavsiye ediyorum. Ama indirim zamanlarında alırsanız sizin için daha kazançlı olur. Memnun kalmama ihtimalinize karşı paranızı çöpe attığınızı düşünmemiş olursunuz böylece :)

Mutluyken Yazamıyorum.

Şunu keşfettim sanırım ben mutluyken yazamıyorum. Mutluluğumu kaleme alamıyorum.(klavyeye) Ya da bilmiyorum belkide enerjimi ve odağımı mutluluğuma sabitliyorumdur kim bilir.
Oysa ne güzel hayallerim vardı. Bloga daha çok vakit ayıracak geleceğime daha çok anı bırakacaktım.evdeki hesaplar çarşıya hiç uymuyor. Hayat hiç planlanan gibi gitmiyor. Ne burada ne de eve gittiğimde yazabiliyorum doğru düzgün.Yaz tatilinde ayarlayabilirsem staj işiyle uğraşacağım. O yüzden iyice hayale dönüşecek blog. :/ Elimden geldiğince blogu aksatmamaya çalışacağım ama hayatım çok yoğun geçiyor. Bu yüzden bloga yazı yazmak vakit kaybı gibi bir şey oluyor. Bilmiyorum en azından hafta sonları yazı yazmak hedefindeyim. Haftada bir ya da iki kere bloga yazı yazmak istiyorum. Yazmayı,içimi dökmeyi, hayatımdan kesitler sunmayı gerçekten çok özledim. Bloga yeni bir yön vermeye karar verdim. Yeni bir blog daha açma düşüncesindeyim. O blog daha çok özel hayatımla alakalı olacak. Mutluluklarım ve üzüntülerim yer alacak o blogda böylece şuanki blogum amacından sapmamış olur. Şuanlık sadece bir düşünce olsa da yapmak istiyorum. Umarım pratiğe geçirebilirim.
NOT: Uzun zaman sonra ilk defa yazı yazdığım için saçmalamış olma ihtimalim oldukça yüksek. O yüzden okuyan herkesten özür dilerim :)

2 Şubat 2014 Pazar

Şu hayatta öğrenmem gereken ne çok şey varmış meğer....
 Ağlamadan konuşabilmek için verdiğim çabanın yarısını sesimin sert çıkmaması için de harcayabilseydim keşke... Kırıldığım üzüldüğüm şeyleri keşke söylemeyi başarabilsem,söylemeye kalktığımda boğazıma koca bir yumru yerleşmese , gözlerim dolmasa keşke.. 
Keşke birazcık kendimi de düşünüyor olabilsem. Keşke ertelemesem kendimi. Sevdiklerimi düşündüğüm kadar kendimi de düşünebilsem.
Üniversiteye gittim gideli huyum biraz değişti. Kabul ediyorum Gebzedeki eski Gülşen değilim. 
Kötü bir anlamda değişim geçirmedim. Bunu çevremdeki herkesten duyuyorum. ''Üniversiteye gitmek yaramış sana'' 
Gerçekten de öyle oldu. Eskisi kadar geri çekmiyorum kendimi. Daha sıcak kanlıyım. Daha arkadaş canlısı... Ama hala değiştiremedim kırmamak için uğraşırken kırılma huyumu. Hayatım boyunca da değiştiremeyeceğim tek şey bu olsa gerek. Sanırım parçalara ayrılmak için gönderilmişim bu dünyaya. Başkalarını parçalanmaktan kurtarayım derken kendim parçalanıyorum. Ben mi izin veriyorum acaba buna ? Sanırım evet.. Sevdiklerimi üzmekten ya da üzgün görmektense kendi kendime bir köşede acı çekmeyi tercih ediyorum. Nedense bu daha cazip geliyor. İnsan sevdiklerini üzgün gördüğünde daha çok üzülmez mi ? Daha çok yaralanmaz mı ? Bilmiyorum...  20 yıllık hayatımda cevap bulamadığım tek soru bu galiba...
Her şeyi ben yapıyorum. Kendi kendimi bu hale ben düşürüyorum. Kendime çok yükleniyor, çok sıkıyorum. Bu gidişle çok yaşamam herhalde.. Ya sinir hastası olup ölürüm ya da kanser hastası...

Gülşen'in bugünkü hava durumu raporu: Türkiye geneli soğuk hava dalgasının etkisinden mi bu üşüme ve titreme nöbetleri bilinmez ama hastalık uzak görünmüyor...

17 Aralık 2013 Salı

Şüphe

Derler ki şüphe bir kurt gibiymiş,insanın içine girdiğinde onu yer bitirirmiş..
Size de oldu mu böyle ?
Emin olamadığınız şüphe ettiğiniz anlar oldu mu?
Cevapsız sorularınız.. Cevap bulmaya çalışırken kaybolduğunuz oldu mu peki...
Ben mi çok şüpheciyim hayatta.. Sorun hep bende mi acaba..
Bilmiyorum.. Şüphelerimin üzerine gidersem sadece kendimi yer bitiririm bunu da çok iyi biliyorum.. 
Ama bazı noktalarda koca bir soru işareti oluyor aklımda...
Her şey çok güzelken  mafolmasını istemiyorum. Deli gibi korkuyorum...

3 Aralık 2013 Salı

Gurbet Kuşundan Mesaj Var!


Özledim blogumu.. Gebzedeki hayatımı.. Ailemi.. Evin huzurunu.. Odamı,yatağımı,yastığımı... 
Burada zaman ya hiç geçmiyor ya da çok hızlı geçiyor hiçbir şeye yetişemiyorum....
İyi miyim bilmiyorum.. Bazen gerçekten mutluyum bazen çok mutsuz... İkiye bölünmüş gibi hayatım.. Aklımda bir çok soruyla cebelleşmekteyim...Ailemi özlüyorum... 
Kısa bir sürede hayatımda bir çok değişiklik oldu.. Ben bile yetişemedim hayatımın birden değişmesine..
Mutlu muyum diye soruyorum kendime.. Aile özlemini saymazsam mutluyum diyebilirim. Sadece korkuyorum..Hayatımda genelde mutluyken her şey altüst olur...Bu kez mutsuz olmak istemiyorum.. 
Blogu unutmadım. Ama burada neden bilmiyorum yazmak istediğim şeyleri yazamıyorum... Gebzeye döndüğümde ailemle özlem gidermekten yine yazamıyorum. Şuanlık sadece duygularımdan havadisler getireceğim size... Şimdilik.
Gülşen'in Bugünkü Hava Durumu Raporu: Yağmurlu ve soğuk zamanlardan geçsem de  Nisan yağmurlarının verdiği o sıcak huzuru yaşamaktayım..



19 Kasım 2013 Salı

Gurbet Kuşu Tatilde

Başlık Ayşegül Tatilde serisi vari oldu üzgünüm.. :)
Uzun upuzun bir aradan sonra yeniden burada olmak çok güzel.
Anlatacak o kadar çok şey olsa da ben çok azını anlatmam gerektiği kanaatindeyim. 
Vizelerim bitti ve bende devamsızlık hakkımı kullanıp baba ocağı, anne kucağına geldim. Çevremdekiler kedi yavrusu'na benzediğimi söylese de ben halimden memnunum ne yani gelmeyip oralarda mı sürtseydim :) (Kedi yavrusu açılımı: Uzaklara bırakıldığı halde evin yolunu bulan hayvan türü :D )
Nedendir bilmiyorum bizim okul diğer okullara göre erken başladı vizelere. Gerçi bu iyiye işaret finallerde erkenden başlarda eve geri dönerim yeniden. :) 
Vizelere düzenli çalışmaya fazla bir vaktim olmadı. Eklerle gittiğim için notları topla,yaban ellere alışmaya çalış derken vize dönemi geldi. Her gün yoğun bir şekilde ders çalışmak kafayı sıyırmanın eşiğine getiriyormuş insanı bunu da tecrübe ettim.. Vizenin ilk sınavları Ekonomi ve İngilizceydi. Ve ben sanki ygs ye giriyormuşcasına strese girdim o gün.. Sabah kahvaltı yapamadım. Nefes alamayacak gibi oldum...Midem bulandı.. vs.vs..
Neyse ki öyle böyle koca bir sınav haftasını geride bıraktım. Lise yıllarımı,dershane zamanlarımı gerçekten çok özlüyorum...O zamanlar işim ne kolaymış. Vizelerden sadece ekonomi açıklandı diğerleri hala muallakta. Bizde çan sistemi olduğu için sınavlarda ne kadar yüksek not alırsak o kadar geçmek için şansımız oluyor. Tabi sınıfça yüksek not alımda sınıf ortalaması yükseldiği için düşük bir notun varsa ayvayı yemiş oluyorsun. Her neyse ne diyordum.. Ekonomi sınavında sınıfın en düşük puanı:25 en yüksek puanı:75 sınıf geçme puanı:53 Sevindirici haber sınıfın en yüksek puanını yapanlardan biri olmam :) Ailemi bir nebzede olsa  sevindirebildiğim için gerçekten mutluyum. Tabi her sınavım çok iyi geçmedi. Düşük puan beklediğim sınavlarımda var elbette. Ama sınıf ortalaması düşükse bir şansım olacak.
Bıraktığımda Isparta sıcaktı. Yaz sıcağı değil tabi ama mevsim normallerinin üzerindeydi sıcaklık. Fakat Gebze oraya kıyasla biraz soğumuş :) 
Çok fazla uzatmayacağım. Okulumdan,kaldığım yurttan,ilçeden,arkadaşlarımdan çoook ama çooook memnunum.. Özellikle oda arkadaşlarım konusunda çok şanslı olduğumu söylemem gerek. Tam bir aile gibi olduk. Oradayken eve gelmeyi istiyordum ama şimdi onları özlemeye başladım. 
Hayatımda bazı değişiklikler olmadı değil. Kendi adıma değiştiğimi hissediyorum. Olumlu anlamda bir değişiklik bu... Yeniden doğmuş gibiyim.. Tazelenmiş gibi. Eskiden umutsuz biriydim fakat şimdi geleceğe daha umutlu bakabiliyorum.
Bazı konularda endişelerim var. Yanlış kararlar almaktan korktuğum durumlar var. Temkinli olmam gereken şeyler.. Anlayacağınız endişelerim var hayata dair.. Ama her şeye rağmen umutluyum geleceğine inandığım güzel günler için.
Gülşenin Bugünkü Hava Durumu Raporu: Anlık endişelerle gelen soğuk esintiler olsada. Sevdiğim insanlarla özlediğim şehirde olmanın verdiği temmuz akşamı tadında mutluluk yaşıyorum.

29 Ekim 2013 Salı

Hayatımdaki Son Gelişmeler

Uzun upuzun bir yazıyla neler yaptığımı, hayatın beni nerelere sürüklediğini anlatacaktım. Lakin ne ben anlatabilirim ne de siz okumaya heves edersiniz. İyisi mi ben lafı uzatmadan hayatımdaki gelişmeleri ayrıntıya inmeden anlatayım.(Klavye görünce parmakları duramayan ben nasıl kısa anlatacaksam artık..)

Daha önceki yazımda söylediğim üzere Süleyman Demirel Üniversitesini kazandım. Aslında meslek yüksek okulunu kazandım demek daha mı doğru olur? Ama mezun olduğumda diplomamda Süleyman Demirel Üniversitesi yer alacaksa orayı kazandığımı söylemem çokta yanlış sayılmaz sanırım.. Okulum Isparta'nın Aksu ilçesinde..  Tercihlerimi yaparken bazı hususlara dikkat etmemişim, şimdiki aklım olsa ya da bana bir yol gösteren aynı şeyleri yazmazdım. Neyse olan oldu üzerine çokta bir şey söylemenin bir faydası yok. Daha önce söylemiştim normalde aile planımız,ben üniversiteyi kazandığımda hangi şehirdeysem ailemde benimle gelecekti.Fakat Aksu küçük bir ilçe.. Ve bende ek tercihle gidince eşyalı ev bulamadık. Uzun bir süre bunun vermiş olduğu duygusallığı atlatmaya çalıştık. Tamamen atlatabilmiş değiliz ama insan mecburen alışıyormuş. Kayıt için gittik.Kaydı yapar yapmaz da döndük. Kalanlar kalmış tabi ama ben kalamazdım.. Bayramdan sonra annemler tekrar götürdüler beni. Tek başıma gitmeme gönülleri razı olmadı.Beni yurda yerleştirip geri döndüler. Geldiler gittiler diyorum ama Gebze-Isparta arası 9 saat az buz değil yani. Komşu kapısına gidiyormuş gibi anlatıyorsam öyle yakın olduğu algısına düşülmesin. Birbirimize haddinden fazla düşkünüz. Bu yüzden ayrı olmak bizim için çok sancılı bir süreç... Zor zamanlar geçirdik. Ve sanıyorum geçirmeye de devam edeceğiz. 21 Ekimde ilk dersime gittim. Ve ilk dersten haftaya tatil olacağını öğrendim. (Yani bu hafta). Ben ikinci öğretimim yani akşamcı. Pazartesi günü öğleden sonrası tatil salı günü de 29 ekim diye tatil. Böyle olunca ailemin hasretiyle yanarken orada kalamazdım. Cuma sabah erkenden çıktım yola akşam saatlerinde Gebzedeydim. Döndüm döneli zaman atlı kovalamışa döndü. Çok çabuk geçti yani. Bu akşam 11:30 da Isparta yolcusuyum. Yine aileden ayrılık. Yine bunalımlı zamanlar. Yine hasret. 
 Benim aklım annemlerde onların aklı bende kalacak... Zormuş aileden ayrılmak az buz şey değil.. Öyle anlatılacak şey değil insanın yaşayarak tecrübe edeceği cinsten. Diyorum bazen ben ki dershaneye giderken aklı evde kalan Gülşen, şimdi böyle mi olacaktı.. Aileden fazla ayrı kalmayan ben için zor bir dönem. Benden fazla ayrı kalmayan ailem içinde zor bir dönem.
Ama diyorum Allah ölüm ayrılığı vermesin. Bizim ayrılığımız geçici okul bittiğinde döneceğim yer yine onların yanı.Tatillerde geleceğim bir evim sarılacağım bir anne babam var. Böyle telkinde bulunuyoruz birbirimize. Sancılı bir dönem olacak ama bizim için iyi olacak. Kızlarının tek başına hayatını sürdürebileceğini görmüş olacaklar.
Zor olacak ama sonunda hepimiz mutlu olacağız. 
Isparta-Aksu'da bunalımlı zamanlarımda beni dershane zamanlarımdaki vefalı arkadaşlarım yalnız bırakmadı. Aradılar destek oldular. Bu zorlu süreçte yaşayacağım şeyleri anlattılar. Her şeyden öte benim yalnız olmadığımı hissettirdiler. Normalde kendimi arkadaş hususuna sorgulayan biriydim. ''Hep başarısız oldum.Hiç gerçek bir dostum olmadı. olmayacak'' cinsinde türlü cümleler dolanırdı kafamda. ''Hep mi hatalıyım. Hiç mi doğru olamayacağım.'' diye. Ama Aksu'ya gittim gideli arkadaşlarımdan gelen aramalar beni çok mutlu etti. Ve diyorum şimdi. O kadarda kötü değilmişim. İyi arkadaşlarım olmuş. İyi dostlar edinmişim. Hayatta boşuna yaşamamışım.
Velhasılı  çokta kötü biri değilmişim şu hayatta.
Aksu şimdiden  çok şey kazandırdı bana.. Dost bildiklerimin aslında kalleş olduğunu arkadaş bildiklerimin dosttan öte olduğunu öğretti. 
Bloga yazı yazmaya fırsatım olmuyor oralarda. Gidince yine olmayacak çünkü kısa bir süre sonra vizelerim başlayacak. Slayt ödevim var... Baya yoğun bir dönem geçireceğim. Ama fırsat bulduğumda gurbetten de yazacağım.
Şimdilik hoşça lalın :)


3 Ekim 2013 Perşembe

Mutluluk Ösym'den Geldi :)

Üniversite sınavına girdim gireli (henüz 2. yılım olsa da.. ) ilk defa ösym'nin  açıkladığı sonuç bizi mutlu etti. Bugün tercih sonuçları ha açıklandı ha açıklanacak derken bir de ne göreyim sonuçlar açıklanmış.Aman Yarabbim ne büyük heyecandı yaşadığım.. Hemen annemi çağırdım. Kimlik numaramı şifremi girdim. Ama enter tuşuna basamadım, elim gitmedi döndüm arkamı anne sen bak sonuçlara dedim. Tabi bir taraftan yine olmazsa korkusu yaşadım.. Ağladım ağlayacağım.. İşin garibi annemde bir şey söylemedi.. :) Hayır yani kazanmışsın ya da olmamış der insan ama onu da demedi :) Meğer o da şok geçirmiş. :) İstediğimiz yer farklıydı esasen.. Gönlümüzdeki başka çıkan yer başka olunca annemde kısa süreli bir hayal kırıklığıyla karışık yerleştiğim için mutluluk yaşadı. Neyse annemden ses soluk gelmeyince dönüp baktım. İlk defa yerleştirme sonucunda sevinçten ağladım. :) Süleyman Demirel Üniversitesi (Isparta) İnsan Kaynakları Yönetimi (İ.Ö) bölümünü kazandım. Çook çook istediğim yer olmasa da İnsan Kaynakları bölümü de  çok istediğim bölümler arasındaydı önceliği biraz altlarda olsa da gönlüm vardı yani :) Hepimiz çok mutluyuz bilhassa babam.. Babam bizden daha mutlu  kızım ayaklarının üstünde duracak sevincini yaşıyor zahir.. Ölmez sağ kalırsam sende mezun olunca Arçelik'e aldırmaya çalışırız olmadı LG dedi..:) Biz annemle İş Sağlığı ve Güvenliği bölümünü çok istiyorduk. Meğer babam İnsan Kaynakları ya da Maliye olsun çok istiyormuş.
Öyle böyle bir dönemi kapatıp yeni bir dönemi açtık. Hakkımızda hayırlısı böyleymiş diyoruz. Çünkü ilk tercihimde İnsan Kaynakları bölümünü düşünmemiştim. Sanırım kısmetim beni ikinci tercihe sürükledi. :) Ve tabi bir  de kardeşim bildiğim arkadaşımın gerçek yüzünü görmem için ek tercihlere kalmam gerekiyormuş. Bu hususta hala inanamıyorum o üniversiteyi kazandığı için onu kıskandığımı nasıl iddia edebildi.. Neyse bu konu hakkında konuşmayacağım.. Ama insanların gerçek yüzlerini gördüm diyebilirim.. 
Normal şartlarda ailemde benimle kazandığım şehre gelecekti..Fakat Isparta  Gebze'ye çok uzak. Bu hususta kayıt yapmak için Ispartaya gittiğimizde düşünecekler. Devlet yurdu yokmuş. Benim kazandığım meslek yüksek okulu merkezde değil Aksu ilçesinde.. Abla evlerinde kalacağım sanırım. Tabi ev kiralarıyla abla evinin kirasını mukayese edeceğiz. Hangisi daha uygun olursa o olacak. Fakat ben annemlerin de benimle gelmesini çok istiyorum. Aileye düşkünümdür. Bilhassa anneme.. Bu yüzden onlardan ayrı hüngür hüngür zamanlar geçiririm gelemezlerse.. Ailemden ayrılacağım için üzgünüm. Bilmediğim bir şehre gideceğim için korkuyorum. Ama sonunda hayatımı bir düzene sokacağım içinde mutluyum. Zaman,mekan ve insanlar neler gösterir bilinmez ama umarım bundan sonra mutlu zamanlar geçiririz.
Bundan sonra bloga Isparta-Gebze den sesleneceğim. Umarım her şey güzel olur.:)
Not: Evde ilginç bir hava var. Hepimiz şaşkınız. Belli etmesekte hüzün var hepimizde.. Ben şimdi nasıl bırakıp gideceğim.. :/

2 Ekim 2013 Çarşamba

Ek Tercihler


1. tercihlerde üniversiteye yerleşememiştim. Bu yüzden ek tercihlere kaldım. Ek tercihlerde 30 Eylül tarihinde bitti. Şimdi büyük bir korkuyla tercih sonuçlarını beklemekteyim. Bu yıl ikinci yılım. İlk yıla oranla daha bilinçli olsam da dış etmenler nedeniyle sınava hazırlık dönemim baltalandı ve sonucunda kötü bir sınav geçirdim. İlk yılımda bu bilinçte olsaydım şuan her şey farklı olabilirdi. Kimseyi suçlamıyorum aslında ama düşündüğümde çok ama çok kızdığım insanlar var. Bana yaşattıkları buhranı yüzlerine çarpmasam da içten içe kızdığım insanlar var... Yaşanması gerekiyordu belkide.. Bedelini ağır ödüyor olsam da hepsini yaşamalıydım. Tecrübe ve olgunluk ,bunlara erişebilmem için bu bedeli ödüyor olmam gerekiyordu belki de kim bilir...  
İlk tercihlerimde çok umutlanmıştım.. Yazdığım bir çok bölümün puanları düşüktü çünkü.. Garanti gözüyle bakıyordum. Birinden biri muhakkak olur diyordum. Ama hayatta bu kadar kesin konuşmamalıymış insan.. Çok garanti gözüken şeyler bile kesin değilken benim ''kesin yerleşirim'' düşüncem tam manasıyla ahmaklıkmış. Şimdilerde öyle düşünüyorum ama o zaman diliminde bunların olacağını bilemezdim.. Açıklandığında büyük bir heyecan ve büyük bir umutla (tabi kesin kazandım düşüncesiyle birlikte) sonuçlara bakmıştım. Ve ne göreyim. BİR YÜKSEK ÖĞRETİM PROGRAMINA YERLEŞTİRİLEMEDİ. Sanıyorum yazan cümle tam olarak böyle bir şeydi. O anı hatırlıyorum da.. Tam bir hayal kırıklığı.. Başımdan kaynar sular döküldü derler ya işte ben tam o durumu yaşadım. Gerçekten kaynar su dökülüyor hissi oluyormuş insanda Allah kimseye yaşatmasın... Sandalyeye mıhlanmış gibi durup ekrana baktım. Ne büyük talihsizlikti. Ne büyük acı.. Sonrası ağlama nöbetleri, bunalım halleri... Atlatmam kısa sürdü. Sanıyorum manevi açıdan isyan etmiş olduğumu fark ettiğim içindi.. Beni buhrandan kurtaran manevi duygum oldu sanırım. Gerçi tam manasıyla kurtuldum demem yanlış olur. Sadece gizledim diyelim. Çünkü bazı zamanlar gizlediğim yerden çıkıp beni yine esir alıyor umutsuz halim.. 
Öyle böyle derken ek tercih dönemini de bitirdim. Sonuçların açıklanmasını bekliyorum. Köprüden önceki son çıkış.
Korkuyorum esasen.. Deli gibi korkuyorum, ilk tercihlerdeki gibi o korkunç yazıyı orada görürsem diye.. Ama öte yandan bir umutta var içimde.. Kontenjan açıkları çok, yeni açılan bölümler var,puanının yettiği yerler var.. Ama işte korkum daha ağır basıyor. İlk tercihlerdeki kadar büyük bir hüsrana uğramaktan korkuyorum.. 
Bakalım beni nasıl zamanlar bekliyor. Yaşayıp göreceğim.. Umarım sonuçlar açıklandığında bu sefer yüzümüz güler.. 

27 Eylül 2013 Cuma

Hüzün..

Boğazımdaki yumru ne zaman dinecek bilmiyorum.Ağlamaya yer arıyorum.. Bil hassa geceleri.. Bu yıl haddinden fazla yıpranmışım.. İnsanlar o kadar hoyratça davranmış ki bana ben artık kendime tahammül edemiyorum..  
Mutluymuş gibi yapmak ne zormuş.
Yorucu...
Mum misali.. Sadece kendimi tüketiyorum.



Dilemma'nın Hep Bana isimli 

şarkısı şuan ki ruh halimi mi

yansıtmakta yoksa ruh halimi iyice bozmakta mı bilemem ama ''sözleri benim için yazılmış ''
düşüncesini taşımaktayım.. 


~~Kendini görmek ne acı
Yok olmuş hayallerin çıkmazı~~

~~Bana bana hep bana 
 Ayrılıklar hep bana Gidenlerin ardından bakakalmak hep bana ~~

~~Korkumdan değil güçsüzlüğümden 
Kaçtım her zaman geri dönmekten 
Kısacık yolun ne kadar uzun ~~






23 Eylül 2013 Pazartesi

Tuhaflaşıyorum...


Son zamanlarda bana neler oluyor anlayamıyorum artık... Kendimi çok ama çok tuhaf hissediyorum. Amaçsız gibi.. Hayattan hiç bir beklentim yokmuş gibi.. Gerçekten bomboş hissediyorum.. Kocaman bir boşluk. Bermuda şeytan üçgeninde kaybolmayı istesem mi? Ama ben yok olup gitmek istiyorum... 
Son zamanlarda haddinden fazla uyuyorum.. Geç vakitlerde uyanıyor buna rağmen uyumak istiyorum. Uyku beynin savunma mekanizmasıdır der annem. 
Kendimi güçsüz hissediyorum.. Sanki dünyanın en çelimsiz insanıymışım gibi. Eskiden severek yaptığım şeyler şimdilerde canımı sıkıyor.. Daha huysuz ve daha tahammülsüzüm... Kendimi tanıyamıyorum. Bu ben miyim ? Çok yoruldum. Artık yolun sonunda mıyım ?

16 Eylül 2013 Pazartesi

Çalıkuşu

Reşat Nuri Güntekin'in o muazzam eseri Çalıkuşu'nu bilmeyen yoktur herhalde. İlk okul yıllarımda okuyup okumadığımı hatırlamıyorum muhtemelen okumuşumdur ama lise 1 deyken okuduğumu çok iyi  hatırlıyorum.
Kitabı arkadaşımdan almıştım. Çok eski bir basımdı, bu yüzden okumak çok daha keyifliydi. Şimdi ne alaka Çalıkuşu diyeceksiniz. Bu güzel eser diziye uyarlanıyor. Hal böyle olunca anılarım depreşti desem yanlış olmaz. Kitabı çat pat hatırlıyorum da çok etkileyici bir eserdi.Şimdilerde dizi olmaya hazırlanıyor. Diziyi kanal d ekranlarından takip edebilirsiniz.Baş roller Burak Özçivit  ve Fahriye Evcen.. Burak Özçivit'in oyunculuğunu severim. Fahriye Evcen konusunda düşünceliyim. Çünkü oyunculuğundan haz ettiğim biri değildir. Fakat yayınlanan fragmanlara baktığımda tanıdığım Fahriye Evcen gitmiş bambaşka biri gelmiş gibi. Yani fragmandan gördüğüm kadarıyla Feride rolü'ne yakışmış.:) Burak Özçivit ile güzel bir uyum içindeler. Merakla beklediğim bir dizi.Ne zaman ekranlara gelir bilinmez ama çok konuşulan bir dizi olacak gibi. Dizi haline getirildiğini duymamış ve fragmanları görmediyseniz bir bakın derim. Çalıkuşu'nu sevdiyseniz dizi halini de merak edeceğinizi garanti edebilirim :) Beğenip beğenmemek için henüz erken dizi yayınlandığında tekrar görüşelim.:)


Çalıkuşu'nu bu eski basımıyla okumuştum. Ve bu haliyle hatırlarım hep. Bu eski basımını bulup kitaplığıma ekleyebilir miyim bilinmez ama günümüz basımı da olsa kitaplıkta yeri hazır..











Veee merakla beklenen dizinin fragmanları :)









Veee benim favori fragmanım :)