Google+ Followers

1 Mart 2014 Cumartesi

Oriflame Pure Nature Organik Çay Ağacı ve Biberiye Özlü Ürün Yorumları

Sanırım ürün yorumu tarzı bir şeyi daha önce yapmadım. Ama bundan sonra yapmaya karar verdim. Kullandığım ürünler hakkında yorumlar yapacağım. Böylece o ürünleri almak isteyen kişilere karşı bilgilendirici olur.
NOT: Amacım marka karalamak değildir! Sadece tüketici olarak kullandığım ürünlerin iyi-kötü özellikleri hakkında bilgilendirici bir kaç şey söylemek istiyorum.
Oriflame yi duymayanınız yoktur sanırım. Hayvan deneyleri yapmadığı için tercih ettiğim markadır kendisi. Ve ürünlerinin doğal olması yönüyle iç rahatlığıyla kullanırım Oriflameyi.
 Ablamın Oriflame sattığı zamanlarda uygun fiyatlı diye organik çay ağacı ve biberiye özlü seriden sabununu almıştım. Ve düzenli kullanmamama rağmen faydasını görmüştüm. O gün bugündür bu seriden ürünlerin indirime girmesini beklemiştim. İndirime girdiği bir dönemde yüz yıkama jelini ve arındırıcı kremini aldım. Ürünler karma ve yağlıya dönük ciltler içindi sanırım.
Benim cildime uygun bir seri bu açıdan. En son kapatıcı stik te almıştım ama onu unuttuğum için resme dahil edemedim.
Şimdi izninizle tek tek ürünler hakkındaki düşüncelerimi söyleyeyim.
Öncelikle kremle başlayayım. Ürünlerin ikisinde de sanırım ağırlıklı olarak çay ağacı kokusu gelmekte. Daha önce başka bir markanın çay ağacı yağını kullanmıştım. O yüzden çay ağacı koktuğunu söyleyebilirim. Biberiyenin kokusunu bilmediğim için o konuda yorum yapamayacağım. Koku itibariyle insanı rahatsız etmiyor. Bilakis ferahlatıcı olduğunu söylemek mümkün.
 Rengi yeşil :) Nemlendirici özellikte. Fakat şunu söylemeliyim ki fazla nemlendirici özelliği var. Yani çok az bir miktarda kullanmalısınız yüzünüze. Aksi taktirde yağlıya dönük olan cildinizi yağlandırdığını görebilirsiniz. Kremi yüzünüze miktar olarak fazla sürdüğünüzde yüzünüz hem yağlanıyor hemde sivilceleniyor. En azından benim başıma gelen bu oldu. Fakat az miktarda kullanımda memnun kalabileceğinizi söyleyebilirim.
Sanırım tonikleyici yüz yıkama jeli olarak geçiyor bu ürün. Kokusu yine aynı fakat kremle kıyaslayınca daha az. Memnun kaldığımı söyleyebilirim.Kreme göre bu ürünü daha çok sevdim. Yüzünüzü yumuşaklaştırıyor ve arındırıyor. (gerçi aynı şeyi kremde yapıyordu ama neyse :))

Kapatıcı stik e gelince. Görüntüdeki gibi iki kısımdan oluşuyor. Duyduğuma göre krem rengi kısmı yüzünüzde kapatmak istediğiniz bölgelere uyguluyorsunuz. Kapatıcı özelliğe sahip.
Yeşil kısmı ise temiz yüze sivilceli yerlere uyguluyorsunuz. Sivilcelerin yok olmasına yardımcıymış.
Kapatıcı olanı pek kullanmadım. Ben genelde bb krem kullanıyorum. Yeşil kısmı denedim. Dedikleri gibi sivilceleri azaltıyor. Olan sivilceleri kurutuyor. Bu yüzden tavsiye ederim.
Ben genelde bu tarz ürünleri düzenli kullanamadığım için tam anlamıyla faydalanamıyorum. Ama düzenli kullanımda gözle görülür bir iyileşme olacağını garanti edebilirim. Tabi cilt tipinize uygun olup olmadığını hesaba katarak kullanmalısınız. :)
Oriflamenin Çay Ağacı serisini kullanmanızı tavsiye ediyorum. Ama indirim zamanlarında alırsanız sizin için daha kazançlı olur. Memnun kalmama ihtimalinize karşı paranızı çöpe attığınızı düşünmemiş olursunuz böylece :)

Mutluyken Yazamıyorum.

Şunu keşfettim sanırım ben mutluyken yazamıyorum. Mutluluğumu kaleme alamıyorum.(klavyeye) Ya da bilmiyorum belkide enerjimi ve odağımı mutluluğuma sabitliyorumdur kim bilir.
Oysa ne güzel hayallerim vardı. Bloga daha çok vakit ayıracak geleceğime daha çok anı bırakacaktım.evdeki hesaplar çarşıya hiç uymuyor. Hayat hiç planlanan gibi gitmiyor. Ne burada ne de eve gittiğimde yazabiliyorum doğru düzgün.Yaz tatilinde ayarlayabilirsem staj işiyle uğraşacağım. O yüzden iyice hayale dönüşecek blog. :/ Elimden geldiğince blogu aksatmamaya çalışacağım ama hayatım çok yoğun geçiyor. Bu yüzden bloga yazı yazmak vakit kaybı gibi bir şey oluyor. Bilmiyorum en azından hafta sonları yazı yazmak hedefindeyim. Haftada bir ya da iki kere bloga yazı yazmak istiyorum. Yazmayı,içimi dökmeyi, hayatımdan kesitler sunmayı gerçekten çok özledim. Bloga yeni bir yön vermeye karar verdim. Yeni bir blog daha açma düşüncesindeyim. O blog daha çok özel hayatımla alakalı olacak. Mutluluklarım ve üzüntülerim yer alacak o blogda böylece şuanki blogum amacından sapmamış olur. Şuanlık sadece bir düşünce olsa da yapmak istiyorum. Umarım pratiğe geçirebilirim.
NOT: Uzun zaman sonra ilk defa yazı yazdığım için saçmalamış olma ihtimalim oldukça yüksek. O yüzden okuyan herkesten özür dilerim :)

2 Şubat 2014 Pazar

Şu hayatta öğrenmem gereken ne çok şey varmış meğer....
 Ağlamadan konuşabilmek için verdiğim çabanın yarısını sesimin sert çıkmaması için de harcayabilseydim keşke... Kırıldığım üzüldüğüm şeyleri keşke söylemeyi başarabilsem,söylemeye kalktığımda boğazıma koca bir yumru yerleşmese , gözlerim dolmasa keşke.. 
Keşke birazcık kendimi de düşünüyor olabilsem. Keşke ertelemesem kendimi. Sevdiklerimi düşündüğüm kadar kendimi de düşünebilsem.
Üniversiteye gittim gideli huyum biraz değişti. Kabul ediyorum Gebzedeki eski Gülşen değilim. 
Kötü bir anlamda değişim geçirmedim. Bunu çevremdeki herkesten duyuyorum. ''Üniversiteye gitmek yaramış sana'' 
Gerçekten de öyle oldu. Eskisi kadar geri çekmiyorum kendimi. Daha sıcak kanlıyım. Daha arkadaş canlısı... Ama hala değiştiremedim kırmamak için uğraşırken kırılma huyumu. Hayatım boyunca da değiştiremeyeceğim tek şey bu olsa gerek. Sanırım parçalara ayrılmak için gönderilmişim bu dünyaya. Başkalarını parçalanmaktan kurtarayım derken kendim parçalanıyorum. Ben mi izin veriyorum acaba buna ? Sanırım evet.. Sevdiklerimi üzmekten ya da üzgün görmektense kendi kendime bir köşede acı çekmeyi tercih ediyorum. Nedense bu daha cazip geliyor. İnsan sevdiklerini üzgün gördüğünde daha çok üzülmez mi ? Daha çok yaralanmaz mı ? Bilmiyorum...  20 yıllık hayatımda cevap bulamadığım tek soru bu galiba...
Her şeyi ben yapıyorum. Kendi kendimi bu hale ben düşürüyorum. Kendime çok yükleniyor, çok sıkıyorum. Bu gidişle çok yaşamam herhalde.. Ya sinir hastası olup ölürüm ya da kanser hastası...

Gülşen'in bugünkü hava durumu raporu: Türkiye geneli soğuk hava dalgasının etkisinden mi bu üşüme ve titreme nöbetleri bilinmez ama hastalık uzak görünmüyor...

17 Aralık 2013 Salı

Şüphe

Derler ki şüphe bir kurt gibiymiş,insanın içine girdiğinde onu yer bitirirmiş..
Size de oldu mu böyle ?
Emin olamadığınız şüphe ettiğiniz anlar oldu mu?
Cevapsız sorularınız.. Cevap bulmaya çalışırken kaybolduğunuz oldu mu peki...
Ben mi çok şüpheciyim hayatta.. Sorun hep bende mi acaba..
Bilmiyorum.. Şüphelerimin üzerine gidersem sadece kendimi yer bitiririm bunu da çok iyi biliyorum.. 
Ama bazı noktalarda koca bir soru işareti oluyor aklımda...
Her şey çok güzelken  mafolmasını istemiyorum. Deli gibi korkuyorum...

14 Aralık 2013 Cumartesi


Hayatımda hiç bu kadar kırıldığımı hatırlamıyorum. 
Sevdiğim değer verdiğim birinin bana nasıl davranmam gerektiğini söylemesi canımı çok acıttı. Sanki ben nasıl davranmam gerektiğini bilmiyormuşum gibi...
Evet olayın üzerinden zaman geçti. Evet defalarca özür diledi. Evet sesinde pişmanlık da samimiyet de   vardı. Evet bir kere daha yenik düştüm ona...
Ama bilmiyorum içimi hala acıtıyor...
Kendimde en nefret ettiğim huyum bu olsa gerek... Neden unutamıyorum ki sanki... Neden söylenen şeylerin üzerine bir sünger çekemiyorum.. Neden unutmuş gibi görünüp içimin bu denli acımasına izin veriyorum. 
Beni sadece çok sevdiğim insanlar yaralar bu yüzden mi unutamayışım..
Şimdi hatırlıyorum da annem anlatırdı bize. Babam ona bir seferinde nasıl davranması gerektiğini söylemiş. Şöyle de bunu yap.. O zamanlar seni anlayamamışım annecim özür dilerim.. Bu gerçekten acıtıyormuş.

3 Aralık 2013 Salı

Gurbet Kuşundan Mesaj Var!


Özledim blogumu.. Gebzedeki hayatımı.. Ailemi.. Evin huzurunu.. Odamı,yatağımı,yastığımı... 
Burada zaman ya hiç geçmiyor ya da çok hızlı geçiyor hiçbir şeye yetişemiyorum....
İyi miyim bilmiyorum.. Bazen gerçekten mutluyum bazen çok mutsuz... İkiye bölünmüş gibi hayatım.. Aklımda bir çok soruyla cebelleşmekteyim...Ailemi özlüyorum... 
Kısa bir sürede hayatımda bir çok değişiklik oldu.. Ben bile yetişemedim hayatımın birden değişmesine..
Mutlu muyum diye soruyorum kendime.. Aile özlemini saymazsam mutluyum diyebilirim. Sadece korkuyorum..Hayatımda genelde mutluyken her şey altüst olur...Bu kez mutsuz olmak istemiyorum.. 
Blogu unutmadım. Ama burada neden bilmiyorum yazmak istediğim şeyleri yazamıyorum... Gebzeye döndüğümde ailemle özlem gidermekten yine yazamıyorum. Şuanlık sadece duygularımdan havadisler getireceğim size... Şimdilik.
Gülşen'in Bugünkü Hava Durumu Raporu: Yağmurlu ve soğuk zamanlardan geçsem de  Nisan yağmurlarının verdiği o sıcak huzuru yaşamaktayım..



28 Kasım 2013 Perşembe

Tarkan- Gün Gibi

Tarkan'ı oldum olası sevmişimdir. Sesi,şarkıları... Her zaman ayrıdır yeri benim için.2011 yılında 10. yıl Fanta gençlik festivali (Eskişehir) 'nde canlı canlı izlemek nasip olduğundan beri gönlümdeki yerini taçlandırmıştır. Şarkılarını akustik haliyle söylediğinde çok daha seviyorum.. Gün gibi şarkısı da bunlardan biri..  Son günlerde takıntı haline getirdim bu şarkıyı.. Neden bilmiyorum belkide sebebi şarkının sözlerinde saklı...

21 Kasım 2013 Perşembe

Bu Geceyi Unutma..

Bu güne kadar kaçtığın duygu 22:55 sularıyla gün yüzüne çıktı.
Nasıl hissediyorsun?
Bu kadarını tahmin edebilmiş miydin?

Peki niye ağlıyorsun ? Bir aptal gibi göründüğünü düşündüğün için mi?
Uzun zaman mı olmuştu böyle saçmalamayalı ? 
Ne desem az kalır sana Gülşen tam bir aptal gibi davrandın!
Kocaman bir aptal!

Kim olduğunu hatırla titreyen ellerin değil.. Kalbinin çarpıntısı...
Kabullendin mi? Aptal olduğunu ?
Mantığın nerede senin ? Hani çok övündüğün seni duygularından arındıran mantığın!
Derin derin nefes al saymaya başla 1,2,3,4

Daha iyi misin ?
Hala mı aynı ?
En yakın köprüden atlamak ister misin?
Derin derin nefes al saymaya başla 1,2,3,4,5

Kabullen artık sen düşündüğün kadar güçlü değilsin. 
Kabullen böylesi güçsüz düşeceğin aklına bile gelmemişti.
Kabullen ellerinle ördüğün duvarı hiç farkına varmadan ellerinle yıktın.
Kabullen evdeki hesap çarşıya uymadı.
Derin derin nefes al saymaya başla 1,2,3,4,5,6
Daha iyi misin?
Yazıya dökmek iyi geldi mi ?
Sana kim olduğunu hatırlattı mı?
Bu geceyi unutma Gülşen. Ne kadar saçmaladığını! Aptal gibi olduğunu! Unutma çünkü unutulmayacak. Yarın her şey daha da gün yüzüne çıkacak o zaman ne olacak ? Söylediklerinin ya da sustuklarının sonuçları yarın elinde olacak. Çıkacak sonuca hazır mısın?
Ya da boşver her zamanki paranoyan.. Umarım sadece paranoyan olarak kalır. Sen bu değilsin Gülşen kendine gel artık. 21.11.2013

19 Kasım 2013 Salı

Gurbet Kuşu Tatilde

Başlık Ayşegül Tatilde serisi vari oldu üzgünüm.. :)
Uzun upuzun bir aradan sonra yeniden burada olmak çok güzel.
Anlatacak o kadar çok şey olsa da ben çok azını anlatmam gerektiği kanaatindeyim. 
Vizelerim bitti ve bende devamsızlık hakkımı kullanıp baba ocağı, anne kucağına geldim. Çevremdekiler kedi yavrusu'na benzediğimi söylese de ben halimden memnunum ne yani gelmeyip oralarda mı sürtseydim :) (Kedi yavrusu açılımı: Uzaklara bırakıldığı halde evin yolunu bulan hayvan türü :D )
Nedendir bilmiyorum bizim okul diğer okullara göre erken başladı vizelere. Gerçi bu iyiye işaret finallerde erkenden başlarda eve geri dönerim yeniden. :) 
Vizelere düzenli çalışmaya fazla bir vaktim olmadı. Eklerle gittiğim için notları topla,yaban ellere alışmaya çalış derken vize dönemi geldi. Her gün yoğun bir şekilde ders çalışmak kafayı sıyırmanın eşiğine getiriyormuş insanı bunu da tecrübe ettim.. Vizenin ilk sınavları Ekonomi ve İngilizceydi. Ve ben sanki ygs ye giriyormuşcasına strese girdim o gün.. Sabah kahvaltı yapamadım. Nefes alamayacak gibi oldum...Midem bulandı.. vs.vs..
Neyse ki öyle böyle koca bir sınav haftasını geride bıraktım. Lise yıllarımı,dershane zamanlarımı gerçekten çok özlüyorum...O zamanlar işim ne kolaymış. Vizelerden sadece ekonomi açıklandı diğerleri hala muallakta. Bizde çan sistemi olduğu için sınavlarda ne kadar yüksek not alırsak o kadar geçmek için şansımız oluyor. Tabi sınıfça yüksek not alımda sınıf ortalaması yükseldiği için düşük bir notun varsa ayvayı yemiş oluyorsun. Her neyse ne diyordum.. Ekonomi sınavında sınıfın en düşük puanı:25 en yüksek puanı:75 sınıf geçme puanı:53 Sevindirici haber sınıfın en yüksek puanını yapanlardan biri olmam :) Ailemi bir nebzede olsa  sevindirebildiğim için gerçekten mutluyum. Tabi her sınavım çok iyi geçmedi. Düşük puan beklediğim sınavlarımda var elbette. Ama sınıf ortalaması düşükse bir şansım olacak.
Bıraktığımda Isparta sıcaktı. Yaz sıcağı değil tabi ama mevsim normallerinin üzerindeydi sıcaklık. Fakat Gebze oraya kıyasla biraz soğumuş :) 
Çok fazla uzatmayacağım. Okulumdan,kaldığım yurttan,ilçeden,arkadaşlarımdan çoook ama çooook memnunum.. Özellikle oda arkadaşlarım konusunda çok şanslı olduğumu söylemem gerek. Tam bir aile gibi olduk. Oradayken eve gelmeyi istiyordum ama şimdi onları özlemeye başladım. 
Hayatımda bazı değişiklikler olmadı değil. Kendi adıma değiştiğimi hissediyorum. Olumlu anlamda bir değişiklik bu... Yeniden doğmuş gibiyim.. Tazelenmiş gibi. Eskiden umutsuz biriydim fakat şimdi geleceğe daha umutlu bakabiliyorum.
Bazı konularda endişelerim var. Yanlış kararlar almaktan korktuğum durumlar var. Temkinli olmam gereken şeyler.. Anlayacağınız endişelerim var hayata dair.. Ama her şeye rağmen umutluyum geleceğine inandığım güzel günler için.
Gülşenin Bugünkü Hava Durumu Raporu: Anlık endişelerle gelen soğuk esintiler olsada. Sevdiğim insanlarla özlediğim şehirde olmanın verdiği temmuz akşamı tadında mutluluk yaşıyorum.

29 Ekim 2013 Salı

Hayatımdaki Son Gelişmeler

Uzun upuzun bir yazıyla neler yaptığımı, hayatın beni nerelere sürüklediğini anlatacaktım. Lakin ne ben anlatabilirim ne de siz okumaya heves edersiniz. İyisi mi ben lafı uzatmadan hayatımdaki gelişmeleri ayrıntıya inmeden anlatayım.(Klavye görünce parmakları duramayan ben nasıl kısa anlatacaksam artık..)

Daha önceki yazımda söylediğim üzere Süleyman Demirel Üniversitesini kazandım. Aslında meslek yüksek okulunu kazandım demek daha mı doğru olur? Ama mezun olduğumda diplomamda Süleyman Demirel Üniversitesi yer alacaksa orayı kazandığımı söylemem çokta yanlış sayılmaz sanırım.. Okulum Isparta'nın Aksu ilçesinde..  Tercihlerimi yaparken bazı hususlara dikkat etmemişim, şimdiki aklım olsa ya da bana bir yol gösteren aynı şeyleri yazmazdım. Neyse olan oldu üzerine çokta bir şey söylemenin bir faydası yok. Daha önce söylemiştim normalde aile planımız,ben üniversiteyi kazandığımda hangi şehirdeysem ailemde benimle gelecekti.Fakat Aksu küçük bir ilçe.. Ve bende ek tercihle gidince eşyalı ev bulamadık. Uzun bir süre bunun vermiş olduğu duygusallığı atlatmaya çalıştık. Tamamen atlatabilmiş değiliz ama insan mecburen alışıyormuş. Kayıt için gittik.Kaydı yapar yapmaz da döndük. Kalanlar kalmış tabi ama ben kalamazdım.. Bayramdan sonra annemler tekrar götürdüler beni. Tek başıma gitmeme gönülleri razı olmadı.Beni yurda yerleştirip geri döndüler. Geldiler gittiler diyorum ama Gebze-Isparta arası 9 saat az buz değil yani. Komşu kapısına gidiyormuş gibi anlatıyorsam öyle yakın olduğu algısına düşülmesin. Birbirimize haddinden fazla düşkünüz. Bu yüzden ayrı olmak bizim için çok sancılı bir süreç... Zor zamanlar geçirdik. Ve sanıyorum geçirmeye de devam edeceğiz. 21 Ekimde ilk dersime gittim. Ve ilk dersten haftaya tatil olacağını öğrendim. (Yani bu hafta). Ben ikinci öğretimim yani akşamcı. Pazartesi günü öğleden sonrası tatil salı günü de 29 ekim diye tatil. Böyle olunca ailemin hasretiyle yanarken orada kalamazdım. Cuma sabah erkenden çıktım yola akşam saatlerinde Gebzedeydim. Döndüm döneli zaman atlı kovalamışa döndü. Çok çabuk geçti yani. Bu akşam 11:30 da Isparta yolcusuyum. Yine aileden ayrılık. Yine bunalımlı zamanlar. Yine hasret. 
 Benim aklım annemlerde onların aklı bende kalacak... Zormuş aileden ayrılmak az buz şey değil.. Öyle anlatılacak şey değil insanın yaşayarak tecrübe edeceği cinsten. Diyorum bazen ben ki dershaneye giderken aklı evde kalan Gülşen, şimdi böyle mi olacaktı.. Aileden fazla ayrı kalmayan ben için zor bir dönem. Benden fazla ayrı kalmayan ailem içinde zor bir dönem.
Ama diyorum Allah ölüm ayrılığı vermesin. Bizim ayrılığımız geçici okul bittiğinde döneceğim yer yine onların yanı.Tatillerde geleceğim bir evim sarılacağım bir anne babam var. Böyle telkinde bulunuyoruz birbirimize. Sancılı bir dönem olacak ama bizim için iyi olacak. Kızlarının tek başına hayatını sürdürebileceğini görmüş olacaklar.
Zor olacak ama sonunda hepimiz mutlu olacağız. 
Isparta-Aksu'da bunalımlı zamanlarımda beni dershane zamanlarımdaki vefalı arkadaşlarım yalnız bırakmadı. Aradılar destek oldular. Bu zorlu süreçte yaşayacağım şeyleri anlattılar. Her şeyden öte benim yalnız olmadığımı hissettirdiler. Normalde kendimi arkadaş hususuna sorgulayan biriydim. ''Hep başarısız oldum.Hiç gerçek bir dostum olmadı. olmayacak'' cinsinde türlü cümleler dolanırdı kafamda. ''Hep mi hatalıyım. Hiç mi doğru olamayacağım.'' diye. Ama Aksu'ya gittim gideli arkadaşlarımdan gelen aramalar beni çok mutlu etti. Ve diyorum şimdi. O kadarda kötü değilmişim. İyi arkadaşlarım olmuş. İyi dostlar edinmişim. Hayatta boşuna yaşamamışım.
Velhasılı  çokta kötü biri değilmişim şu hayatta.
Aksu şimdiden  çok şey kazandırdı bana.. Dost bildiklerimin aslında kalleş olduğunu arkadaş bildiklerimin dosttan öte olduğunu öğretti. 
Bloga yazı yazmaya fırsatım olmuyor oralarda. Gidince yine olmayacak çünkü kısa bir süre sonra vizelerim başlayacak. Slayt ödevim var... Baya yoğun bir dönem geçireceğim. Ama fırsat bulduğumda gurbetten de yazacağım.
Şimdilik hoşça lalın :)


3 Ekim 2013 Perşembe

Mutluluk Ösym'den Geldi :)

Üniversite sınavına girdim gireli (henüz 2. yılım olsa da.. ) ilk defa ösym'nin  açıkladığı sonuç bizi mutlu etti. Bugün tercih sonuçları ha açıklandı ha açıklanacak derken bir de ne göreyim sonuçlar açıklanmış.Aman Yarabbim ne büyük heyecandı yaşadığım.. Hemen annemi çağırdım. Kimlik numaramı şifremi girdim. Ama enter tuşuna basamadım, elim gitmedi döndüm arkamı anne sen bak sonuçlara dedim. Tabi bir taraftan yine olmazsa korkusu yaşadım.. Ağladım ağlayacağım.. İşin garibi annemde bir şey söylemedi.. :) Hayır yani kazanmışsın ya da olmamış der insan ama onu da demedi :) Meğer o da şok geçirmiş. :) İstediğimiz yer farklıydı esasen.. Gönlümüzdeki başka çıkan yer başka olunca annemde kısa süreli bir hayal kırıklığıyla karışık yerleştiğim için mutluluk yaşadı. Neyse annemden ses soluk gelmeyince dönüp baktım. İlk defa yerleştirme sonucunda sevinçten ağladım. :) Süleyman Demirel Üniversitesi (Isparta) İnsan Kaynakları Yönetimi (İ.Ö) bölümünü kazandım. Çook çook istediğim yer olmasa da İnsan Kaynakları bölümü de  çok istediğim bölümler arasındaydı önceliği biraz altlarda olsa da gönlüm vardı yani :) Hepimiz çok mutluyuz bilhassa babam.. Babam bizden daha mutlu  kızım ayaklarının üstünde duracak sevincini yaşıyor zahir.. Ölmez sağ kalırsam sende mezun olunca Arçelik'e aldırmaya çalışırız olmadı LG dedi..:) Biz annemle İş Sağlığı ve Güvenliği bölümünü çok istiyorduk. Meğer babam İnsan Kaynakları ya da Maliye olsun çok istiyormuş.
Öyle böyle bir dönemi kapatıp yeni bir dönemi açtık. Hakkımızda hayırlısı böyleymiş diyoruz. Çünkü ilk tercihimde İnsan Kaynakları bölümünü düşünmemiştim. Sanırım kısmetim beni ikinci tercihe sürükledi. :) Ve tabi bir  de kardeşim bildiğim arkadaşımın gerçek yüzünü görmem için ek tercihlere kalmam gerekiyormuş. Bu hususta hala inanamıyorum o üniversiteyi kazandığı için onu kıskandığımı nasıl iddia edebildi.. Neyse bu konu hakkında konuşmayacağım.. Ama insanların gerçek yüzlerini gördüm diyebilirim.. 
Normal şartlarda ailemde benimle kazandığım şehre gelecekti..Fakat Isparta  Gebze'ye çok uzak. Bu hususta kayıt yapmak için Ispartaya gittiğimizde düşünecekler. Devlet yurdu yokmuş. Benim kazandığım meslek yüksek okulu merkezde değil Aksu ilçesinde.. Abla evlerinde kalacağım sanırım. Tabi ev kiralarıyla abla evinin kirasını mukayese edeceğiz. Hangisi daha uygun olursa o olacak. Fakat ben annemlerin de benimle gelmesini çok istiyorum. Aileye düşkünümdür. Bilhassa anneme.. Bu yüzden onlardan ayrı hüngür hüngür zamanlar geçiririm gelemezlerse.. Ailemden ayrılacağım için üzgünüm. Bilmediğim bir şehre gideceğim için korkuyorum. Ama sonunda hayatımı bir düzene sokacağım içinde mutluyum. Zaman,mekan ve insanlar neler gösterir bilinmez ama umarım bundan sonra mutlu zamanlar geçiririz.
Bundan sonra bloga Isparta-Gebze den sesleneceğim. Umarım her şey güzel olur.:)
Not: Evde ilginç bir hava var. Hepimiz şaşkınız. Belli etmesekte hüzün var hepimizde.. Ben şimdi nasıl bırakıp gideceğim.. :/

2 Ekim 2013 Çarşamba

Ek Tercihler


1. tercihlerde üniversiteye yerleşememiştim. Bu yüzden ek tercihlere kaldım. Ek tercihlerde 30 Eylül tarihinde bitti. Şimdi büyük bir korkuyla tercih sonuçlarını beklemekteyim. Bu yıl ikinci yılım. İlk yıla oranla daha bilinçli olsam da dış etmenler nedeniyle sınava hazırlık dönemim baltalandı ve sonucunda kötü bir sınav geçirdim. İlk yılımda bu bilinçte olsaydım şuan her şey farklı olabilirdi. Kimseyi suçlamıyorum aslında ama düşündüğümde çok ama çok kızdığım insanlar var. Bana yaşattıkları buhranı yüzlerine çarpmasam da içten içe kızdığım insanlar var... Yaşanması gerekiyordu belkide.. Bedelini ağır ödüyor olsam da hepsini yaşamalıydım. Tecrübe ve olgunluk ,bunlara erişebilmem için bu bedeli ödüyor olmam gerekiyordu belki de kim bilir...  
İlk tercihlerimde çok umutlanmıştım.. Yazdığım bir çok bölümün puanları düşüktü çünkü.. Garanti gözüyle bakıyordum. Birinden biri muhakkak olur diyordum. Ama hayatta bu kadar kesin konuşmamalıymış insan.. Çok garanti gözüken şeyler bile kesin değilken benim ''kesin yerleşirim'' düşüncem tam manasıyla ahmaklıkmış. Şimdilerde öyle düşünüyorum ama o zaman diliminde bunların olacağını bilemezdim.. Açıklandığında büyük bir heyecan ve büyük bir umutla (tabi kesin kazandım düşüncesiyle birlikte) sonuçlara bakmıştım. Ve ne göreyim. BİR YÜKSEK ÖĞRETİM PROGRAMINA YERLEŞTİRİLEMEDİ. Sanıyorum yazan cümle tam olarak böyle bir şeydi. O anı hatırlıyorum da.. Tam bir hayal kırıklığı.. Başımdan kaynar sular döküldü derler ya işte ben tam o durumu yaşadım. Gerçekten kaynar su dökülüyor hissi oluyormuş insanda Allah kimseye yaşatmasın... Sandalyeye mıhlanmış gibi durup ekrana baktım. Ne büyük talihsizlikti. Ne büyük acı.. Sonrası ağlama nöbetleri, bunalım halleri... Atlatmam kısa sürdü. Sanıyorum manevi açıdan isyan etmiş olduğumu fark ettiğim içindi.. Beni buhrandan kurtaran manevi duygum oldu sanırım. Gerçi tam manasıyla kurtuldum demem yanlış olur. Sadece gizledim diyelim. Çünkü bazı zamanlar gizlediğim yerden çıkıp beni yine esir alıyor umutsuz halim.. 
Öyle böyle derken ek tercih dönemini de bitirdim. Sonuçların açıklanmasını bekliyorum. Köprüden önceki son çıkış.
Korkuyorum esasen.. Deli gibi korkuyorum, ilk tercihlerdeki gibi o korkunç yazıyı orada görürsem diye.. Ama öte yandan bir umutta var içimde.. Kontenjan açıkları çok, yeni açılan bölümler var,puanının yettiği yerler var.. Ama işte korkum daha ağır basıyor. İlk tercihlerdeki kadar büyük bir hüsrana uğramaktan korkuyorum.. 
Bakalım beni nasıl zamanlar bekliyor. Yaşayıp göreceğim.. Umarım sonuçlar açıklandığında bu sefer yüzümüz güler.. 

27 Eylül 2013 Cuma

Hüzün..

Boğazımdaki yumru ne zaman dinecek bilmiyorum.Ağlamaya yer arıyorum.. Bil hassa geceleri.. Bu yıl haddinden fazla yıpranmışım.. İnsanlar o kadar hoyratça davranmış ki bana ben artık kendime tahammül edemiyorum..  
Mutluymuş gibi yapmak ne zormuş.
Yorucu...
Mum misali.. Sadece kendimi tüketiyorum.



Dilemma'nın Hep Bana isimli 

şarkısı şuan ki ruh halimi mi

yansıtmakta yoksa ruh halimi iyice bozmakta mı bilemem ama ''sözleri benim için yazılmış ''
düşüncesini taşımaktayım.. 


~~Kendini görmek ne acı
Yok olmuş hayallerin çıkmazı~~

~~Bana bana hep bana 
 Ayrılıklar hep bana Gidenlerin ardından bakakalmak hep bana ~~

~~Korkumdan değil güçsüzlüğümden 
Kaçtım her zaman geri dönmekten 
Kısacık yolun ne kadar uzun ~~






23 Eylül 2013 Pazartesi

Tuhaflaşıyorum...


Son zamanlarda bana neler oluyor anlayamıyorum artık... Kendimi çok ama çok tuhaf hissediyorum. Amaçsız gibi.. Hayattan hiç bir beklentim yokmuş gibi.. Gerçekten bomboş hissediyorum.. Kocaman bir boşluk. Bermuda şeytan üçgeninde kaybolmayı istesem mi? Ama ben yok olup gitmek istiyorum... 
Son zamanlarda haddinden fazla uyuyorum.. Geç vakitlerde uyanıyor buna rağmen uyumak istiyorum. Uyku beynin savunma mekanizmasıdır der annem. 
Kendimi güçsüz hissediyorum.. Sanki dünyanın en çelimsiz insanıymışım gibi. Eskiden severek yaptığım şeyler şimdilerde canımı sıkıyor.. Daha huysuz ve daha tahammülsüzüm... Kendimi tanıyamıyorum. Bu ben miyim ? Çok yoruldum. Artık yolun sonunda mıyım ?

16 Eylül 2013 Pazartesi

Çalıkuşu

Reşat Nuri Güntekin'in o muazzam eseri Çalıkuşu'nu bilmeyen yoktur herhalde. İlk okul yıllarımda okuyup okumadığımı hatırlamıyorum muhtemelen okumuşumdur ama lise 1 deyken okuduğumu çok iyi  hatırlıyorum.
Kitabı arkadaşımdan almıştım. Çok eski bir basımdı, bu yüzden okumak çok daha keyifliydi. Şimdi ne alaka Çalıkuşu diyeceksiniz. Bu güzel eser diziye uyarlanıyor. Hal böyle olunca anılarım depreşti desem yanlış olmaz. Kitabı çat pat hatırlıyorum da çok etkileyici bir eserdi.Şimdilerde dizi olmaya hazırlanıyor. Diziyi kanal d ekranlarından takip edebilirsiniz.Baş roller Burak Özçivit  ve Fahriye Evcen.. Burak Özçivit'in oyunculuğunu severim. Fahriye Evcen konusunda düşünceliyim. Çünkü oyunculuğundan haz ettiğim biri değildir. Fakat yayınlanan fragmanlara baktığımda tanıdığım Fahriye Evcen gitmiş bambaşka biri gelmiş gibi. Yani fragmandan gördüğüm kadarıyla Feride rolü'ne yakışmış.:) Burak Özçivit ile güzel bir uyum içindeler. Merakla beklediğim bir dizi.Ne zaman ekranlara gelir bilinmez ama çok konuşulan bir dizi olacak gibi. Dizi haline getirildiğini duymamış ve fragmanları görmediyseniz bir bakın derim. Çalıkuşu'nu sevdiyseniz dizi halini de merak edeceğinizi garanti edebilirim :) Beğenip beğenmemek için henüz erken dizi yayınlandığında tekrar görüşelim.:)


Çalıkuşu'nu bu eski basımıyla okumuştum. Ve bu haliyle hatırlarım hep. Bu eski basımını bulup kitaplığıma ekleyebilir miyim bilinmez ama günümüz basımı da olsa kitaplıkta yeri hazır..











Veee merakla beklenen dizinin fragmanları :)









Veee benim favori fragmanım :)







13 Eylül 2013 Cuma

Sırlar...

Sırlar ağır gelir bazen insana... Bazıları tesadüfen öğrendiklerimiz bazıları bile isteye öğrendiğimiz sırlar... Kimseye bir şey anlatamıyor olmak mı yoruyor bizi.. Yoksa öğrendiklerimizin yükü altında ezilmek mi..
Bana sorarsanız en ağırı tesadüfen öğrenilen sırlar... Çünkü sonunda koca bir hayal kırıklığı bırakıyor size.. Hiç ummadığınız insanın bambaşka bir yüzü.. Bir yanı tanıdığınız güvendiğiniz insan diğer yanı sırlarıyla çirkinleşmiş insan... Size ne güvenini bırakıyor ne de ona duyduğunuz saygıyı.. Geriye sadece nefret kalıyor.  Ve bir de  söyleyemediğiniz cümleler... Zamanla geçer mi ? Evet geçiyor.. Zaman hangi acıları dindirmiyor ki... Ama yine de insan öğrendiklerini nasıl unutabilir.. Sadece iç sesinin ağzını tıkamak yeter mi... 
Ne güzel söylemiş Fuzuli 
''Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir.''

27 Ağustos 2013 Salı

Üzgün müyüz peki neden..

 

En çok ne üzer bizi ? 
Ne yaralar? 
Hangi konuda çaresiz kalırız?
Ailemizin kötü zamanlar geçirmesi mi ?
Arkadaşlarımız ?
Sevgilimiz?
Kısacası sevdiklerimizin üzgün olması mı ?
Sizi bilmem ama ben hayatım boyunca aileme önem verdim. Arkadaş mı yoksa aile mi seçeneklerinde gözüm kapalı ailemin yanında oldum. Hayatımın geri kalanında ömrüm yettiğince de onlarla olmaya devam edeceğim. Bu yüzden onları üzgün görmek beni hayatta çaresiz,eli kolu bağlı bırakan tek şey.. Yani son zamanlarımızın yegane duygusu çaresizlik.. Umarım kimsenin anne ve babası üzgün ve kendilerini sorguladığı durumlarda kalmaz.. Ve umarım hiç birimiz onların üzgün hallerinde perişanlıklarını izleyip  çaresizliği tatmaz...
Anne ve baba için en acı şey anne ve babalıklarını sorgulamak sanırım.. Onlar gibi iyi ve herkesçe imrenilen anne babanın kendilerini sorgulaması beni perişan ediyor.. Kendilerine bu denli yüklenerek haksızlık ediyorlar.. Umarım kendilerine yüklenmeyi bırakıp gerçekten iyi bir anne baba olduklarını görürler. Onlar anne ve baba olarak elinden gelen her şeyi en iyi şekilde yaptı..

Gülşen'in bugünkü hava durumu raporu:  Güneşin ateşi bizi kalbimizin derinliklerine kadar kavurdu.. Yaralarımızı sarmak için zamanın serinliğine ihtiyacımız var..Zaman... Zamanla yaralar sarılır ve  acılar unutulur.. Her ne kadar kalbimizde bıraktığı izi silinmese de kabuk bağlar... 

Uzun zaman oldu Evanescence ve My Immortal dinlemeyeli.. Yine bunalım yolu göründü dinler dinler dururum artık...

 


19 Ağustos 2013 Pazartesi

Sağlıklı Yaşam

Sağlıklı yaşamaya karar verdim. :) Sağlıklı yaşamın ilk kuralı bol su içmek . Su içmek benim için neredeyse problem gibi bir şey.. Gün içinde çok sık su tüketen biri değilim. Suyla aram pek iyi olmadığı için acayip zorlanacağım. Su şişesini oradan oraya sürüdüm içmek için..Böyle olunca ben mi suyla imtihandayım yoksa su şişesi mi benimle imtihanda çözemedim.Aslında amacım kendimce spora başlamaktı. Pazartesi spor yapmaya başlayayım da demiştim ama bugün zaten pazartesiymiş. :) Yanlış günde karar aldım anlayacağınız. Neyse yarın artık..:) En azından bugünümü boş geçirmemek adına kendimce su takviyesi yapıyorum. Benim kafamda olanlar  için su  önemsiz gibi görünse de vücudun temel ihtiyaçlarından.. Hele ki bu sıcak  yaz aylarında bolca tüketilmesi gerekmekte.. Başladım bakalım ne zamana kadar sürer belirsiz. :)

NOT: Bulaşık suyu içiyormuş gibi görünse de yeşil rekli şişe Tupperware renkli şişelerinden. Eğer almak niyetindeyseniz o fikri kafanızdan atmanızı öneririm. Şişe yıkanabilmesi ve sağlıklı plastik olması (iddea edilen tabi ) yönüyle ilgi uyandırıcı olsa da koku yapma özelliği yüzünden bende ki cazibesini alıp götürdü...

18 Ağustos 2013 Pazar

Hamarat Haller ~~1~~

Bundan sonra yapılan her türlü yiyecek-içecek hamarat haller başlığı altında serilenecek. :)

Yemek yapmak,hamur işleri,tatlılar.. Yani her türlü yiyeceği yaparken inanılmaz keyif alıyorum. Nedensizce mutlu oluyorum bunları yaparken. Hele bir de yapılan şeyleri yiyenler beğeniyorsa işte o zaman değmeyin keyfime. :) Ek tercihlerde aşçılık bölümünü yazmayı ciddi ciddi düşünüyorum. Şayet başka bir bölüm okusam bile ileride aşçılık kursuna gitmeyi hedef koydum kendime :)
Her neyse bugün kıvratma yaptım diğer bir adıyla koca karı gerdanı :) Azide Hobi'yi bilenler bilir orada görüp yapmak istemiştim ama bir türlü fırsatım olmamıştı. Bugün kıvratmayı yaptım hatta fırın çalışmışken Azide Hobiden gördüğüm pastane pohaçasını da aradan çıkardım. :)
Pohaçayı önce babaannemde sonra anneannemde şimdi de evimizde yaptım :) 3. yapışta daha ustaca olmalıydım.Fakat hamurunu biraz cıvık bırakmam yüzünden istediğim lezzete ve görünüşe ulaşmadı... Anneannemde yaptığım çok muazzam olmuştu pohaça kariyerini zirvede bırakmalıydım itiraf ediyorum bugün pohaça adına vasattım ama en azından yenilmeyecek kadar da kötü değil buna da şükür. :) Pohaçaya 10 üzerinden  4.5 puan veriyorum. :) Kıvratma ise 10 üzerinden 10  neyse ki ondan kurtardım..:)


Aşama Aşama  Hamarat Haller :)














Bunları nasıl yaptığımı ya da içinde neler olduğunu anlatmayacağım.   Azide Hobinin videolarını ekleyeyim siz işi erbabından görün. :) 
Küçük Not: Ben kıvratma da yufkayı iki ye katlayıp yapmadım. Ve yufkasına yağ da dökmedim.  İçinde de çekilmiş ceviz var.:)

15 Ağustos 2013 Perşembe

Facebook Sayfasına Merhaba :)

Kelebek Etkisi blogunun artık bir facebook sayfası var. :)  (Aman ne büyük olay :) ) 
Uzun süredir aklımdaydı blogun facebook sayfasını açmak hatta bir süre önce açmıştım da fakat neden bilmiyorum kapatmıştım. :) Şimdi cesaretimi toplayıp yeniden  açmaya karar verdim. Yani daha çok bana estiler desem yeridir. Çünkü daha dün geldik eve ve henüz yol yorgunluğunu doğru dürüst üzerimden atmamışken uğraşacak hiç işim yokmuş gibi internette bu denli yoğunlaşmam bence akıl kârı bir iş olmadı. :) 
Yazımın asıl amacımdan sapmadan konuya dönüyor ve facebook kullanıcılarını blogun facebook sayfasına davet ediyorum.  Bu sayede bana ve bloga eklenen yazılara daha kolay bir şekilde ulaşabileceksiniz. :) 
Blogun facebook sayfasına ulaşmak için tık tık :)

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Yolculuk Var Yarına :)



''Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına
Ey ufuklar diyorum yolculuk var yarına'' şarkıda da geçtiği  üzere  yolculuk var yarına :) Uzun yıllardan sonra ilk defa bayram da köye gidiyoruz. Bu yüzden biraz değişik hissediyorum kendimi ama sonunda orada sıkılıp eve dönmek isteyeceğimi de adım gibi bildiğim halde nedense gidesim var. :) Ama dedim ya ilk defa bayramda köye gideceğiz bundandır gitmek için can atışım. :) ''Hadi canım o kadar da değil hiç mi gitmediniz be kardeşim ''  cümlesi kafasından geçenleriniz vardır eminim ki. Ama benim hatırladığım bir anım yok sanıyorum ben doğmadan ya da bebekken gidilmiş. Eğer işçi çocuğuysanız neden gidilmediğini anlamışsınızdır. Zira resmi tatillerde,bayramlarda ve hafta sonunda babaları her daim çalışır işçi çocuklarının. Haftada bir gün  tatilleri ya da yıllık kısıtlı bir süre izinleri vardır sadece..Bu yüzden memur çocukları pek bilmez böyle şeyleri hayret verici geldiyse bundandır sanıyorum.. Her neyse babam emekli olduğu için artık gidebiliriz.  :) Benden sonra annemin diş hekimiyle imtihanı başladı.. Bugün geç geldik doktordan bu yüzden bavullara eşyalarımızı yerleştirmemiz gerekiyor. Çoook iş var çok ve ben burada oyalanıyorum. :) Yarın  yine doktorda olacağız sanıyorum öğleden sonra ikide de yola çıkarız. Önce Ankara sonra da Bolu'ya sonrada geldiğimiz gibi evimize döneceğiz  :) Sherlock Holmes serisinin 4 kitabını almıştım ikisi bitti diğer ikisini de yolculuk süresince bitirmeye çalışacağım oralarda sıkılmamı engelleyecek tek şey bu polisiye roman bu yüzden sıkılmadan eve dönmüş olmayı diliyorum. :) Benden bu seferlik küçük bir veda 
''Olur ya belki görüşemeyiz. İyi günler, iyi akşamlar, iyi geceler.'' :)

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Kitap Okuma Halleri~1~

Elimden geldiğince okuduğum kitaplar hakkında yorumlar yapacağım ''kendimce''..Belki de sadece kendim için olacak bu kitap okuma halleri.. Ne zaman okumuşum o kitabı, ne hissetmişim okurken.. Sanıyorum bunlara bir cevap niteliği olacak.Ve tabi kitabı merak edenler içinde sanıyorum bir nevi fikir olur ama yine de kendim için yazdığım bir bölüm olacak düşüncesindeyim.
Zevkli şey kitap okumak.. Kitabın büyülü dünyası herkese açık olsa da herkese nasip olacak bir durum değil bu teknoloji çılgını çağımızda.. Benim klasiğimdir kitap okuyacaksam sabahın erken saatlerinde balkona çıkar kitabımı alır kahve eşliğinde okumaya dalarım. Yaz günlerinin vazgeçilmezidir benim için. Hafiftende rüzgar esiyor ve serinletiyorsa insanı değmeyin keyfime. Kuş cıvıltıları, sokağın insan gürültüsünden arınmış hali,kahve kokusuyla gelen kitap kokusu.. Huzur böyle bir şey olsa gerek. Gerçi Ramazan ayı dolayısıyla kahvesiz geçirilen kitap okuma hallerim oluyor. Daha geç uyanıyorum ve kahveden yoksun halim kitap okuma zamanlarımı ertelememe sebep oluyor.. İftar sonrası da insanda oluşan rehavet sonucu kitap okuyamıyorum, belki heyecan verici bir yerde kaldıysam işler değişiyor. Son zamanlarda Sherlock Holmes serisine başladığım için genelde heyecanlı yerlerde kalıyorum.. :) 
Ama Ramazan ayı içinde kitap okumalarım diş hekimindeyken oluyor. Neyse ki benim işlemlerim bitti. :) Anneme eşlik ediyorum sadece. Onu beklerken de kitap okuyorum..  Zamanı iyi değerlendirmek lazım.:)
Kitap okuma serisinin ilk bölümü olduğu için uzattıkça uzattım.. Nedense yazı yazarken parmaklarımı durduramıyorum.  :)Alakalı alakasız her şey dökülüyor. :)

Her neyse Serinin ilk kitabı: Seda Akgül'ün yazmış olduğu Dişilik mi? Kişilik mi?  adlı kitabı. 
Seda Akgül'ü bilmeyeniniz var mı bilmiyorum ama kısaca bir tanıtmak gerekirse Star tv de sabah haberlerini sunmaktadır kendisi. Geç tanıdığım ama sevdiğim bir haber sunucusudur.Gerek haber sunuşu gerek dobra haber yorumlarıyla dikkatleri üzerine çekmektedir. Olumlu anlamda tabi ki.. Zira habercilikte zor rastlanır böyle sözünü esirgemeyen kişilere.. Genelde böyle haberciler işlerinden alınır bazı zümrelerin işine gelmez çünkü yorumları.. Annem ne zaman izlese çok güzel konuşuyor ama fazla tutmazlar bu dürüstlükle bu kadını diyor. Haklı da.. Neyse eğer izlemediyseniz en azından bir programına göz gezdirmenizi öneririm. Zira haber masası da ilginçtir hanımefendinin :) Oyuncaklar vardır masasında ve çok eleştiriye maruz kalmıştır bu konuda ama bence çok eğlenceli bir düşünce diğer sabah haberlerinden ayırır kendini bu tip özellikleriyle :) Masasının en dikkat çekici parçası sarı civcividir en azından benim dikkatimi çekiyor renk faktörü sanıyorum.. :) Bu resmi zor buldum ama yanlış hatırlamıyorsam o masadaki oyuncaklar çeşitlenmişti. :)
Kitabına gelecek olursam. Haberci kişiliğiyle sevdiğim Seda Akgül'ün kitabını merak edenlerdendim. Ama sonuç olarak hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim. Konu itibariyle haklılık payı var evet anlatımı da iyi ona da bir şey demiyorum. Benim kitapta tek takıldığım şey neredeyse her cümleden sonra noktadan önce ''efendim'' kelimesini yerleştirmesiydi. Yazısına konuşma dili samimiyeti katmaya çalıştığı fark ediliyor.. Ama her cümleden sonrada ''efendim'' eklenmez ki.. Tamam normalde haber sunarken ''efendim''i kullandığını hatırlıyorum. Ama yazı dilinde bu kadar da sık kullanılır mı? Kullanılırsa samimiyeti kalır mı? Sırf ''efendim'' kelimesinden sıkıldığım ve ''yeter ama nereye kadar sürecek bu kelime'' diye düşündüğüm için kitabı daha bitirmeden kapağını kapadım ve ablama geri iade ettim. Belki benim huysuzluğumdandır belki de Ramazan ayının ilk günlerinde açlığın  verdiği asabiyetten bilinmez ama benim hoşuma gitmedi. Bu durumu ablama söylediğimde onun kitabı beğenmiş olduğunu öğrendim. Yani onu sıkmamış ''efendim'' kelimesi.. Belkide benden çok önce de Seda Akgül'ü  takip ettiğindendir bilemiyorum..Kişiden kişiye değişiyor beğeniler. Zevkler ve renkler tartışılmaz. Ama benim için okumanın can sıkıntısına dönüştüğü yer oldu efendim. Neyse efendim.  Eğer kitabı okuma niyetindeyseniz şimdiden hazırlayın kendinizi efendim. Ne de olsa çok göreceksiniz noktadan önce ''efendim'' kelimesini :)





31 Temmuz 2013 Çarşamba

Tuhaf..

Gün geçtikçe hastalıklı bir şeye dönüşmeye başladım... Gözlerim beni terk etme aşamasına girmiş gibi.. Ya da onlara haddinden fazla eziyet ediyor gibiyim... Kızarıklık,batma hissi... Ağladığımda biri gözüme kürdan batırıyor gibi.. Bütün bunlar yetmezmiş gibi parmağımın ekleminde çıkan anlam veremediğim kemik çıkığını andıran sertlik... Sanıyorum her şey üst üste gelmiş gibi..  Belli etmesem de korkmaya başladığımı söylemeliyim.. Gözüm konusunda amiyane (araştırdım doğru yazılışı bu.) tabirle ayvayı yedim sanırım. Göz tansiyonu konusunda gözetim altına alındığımı düşünecek olursak korkmak yanlış bir duygu olmasa gerek. Kafamı çatallayan ve beni korkutan diğer şeyi de yabana atmıyorum.. Parmağımda oluşan çıkık tarzı şey ve bana getirdiği  sızı ve hareket ettirme yetersizliği sanırım çokta iyiye işaret değil.  Hayatım boyunca hiç hastalık hastası olmadım.. Aman hastalandım 112'yi arayın tarzı yaygaracı tiplerden de değilim zaten. Sadece endişeliyim biraz.. Ramazan ayı dolayısıyla doktora gitme durumu biraz ertelendi.. Yakın bir tarihte de Ankara ve Bolu yolculuğu olacak. Tahminen döndüğümüzde şikayetler devam ederse gideceğim. Umuyorum hepsi benim kuruntumdan ibarettir...

28 Temmuz 2013 Pazar

Zor Zamanlar..

Karmaşık duygular içindeyim.. Batağa saplanıyor dibe batıyorum bazen.. Bir anlık umut ışığını görsem de içimde oluşan acı gitmiyor.. Bu da geçecek biliyorum. Hala bir umut var. Hala bir çıkış kapısı var. Hala bir ışık  var. Hayatı tutup yakalama şansım var. Sadece çok yorgun ve bitkinim. Ve bir çoklarına kırgınım... Ne dost bildiklerim gerçek dostumMUŞ ne de arkadaş bildiklerim gerçekten arkadaşımMIŞ...Gerçi alıştım insanların beni yanıltmasına bazen yanıltmamalarına beklediğim ama ummadığım şeyler yapmalarına. 6-7 yıllık dost postu giymiş kurtlar tarafından yüzüstü bırakıldıktan sonra şaşırmıyorum bu yaşadıklarıma...  Her zaman dediğim gibi bana sadece ailem kalıyor.. Bu kötü tecrübeler beni onlara daha da bağlıyor. Onlar hayatımın yapı taşıyken başkaları o kadar da önemli olmuyor.. Çünkü bir şekilde sahtekarlıklarını gizleyemiyorlar. Buradan gelecekteki Gülşene sesleniyorum aileni asla üzme ! Şimdi nasıl kıymetlerini biliyorsan gelecekte daha da çok kıymet bil ! Zor bir dönemden geçiyorum. Ve en büyük dayanağım her zamanki gibi ailem. İyi ki yanımdalar.. Onlarla atlatacağım bu zor zamanlarımı.. Karanlığa saplansam da hala umudum var gelecek güzel günler için. Her sabahın bir gecesi her gecenin bir sabahı vardır.  Benim için her şey Eylülde belli olacak. Tamam mı yoksa devam mı? Eylüle kadar yaşamayı sürdürebilirsem bunu yaşayıp göreceğim.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Kore Dizi ve Film Uyarlamaları..

Beni tanıyanlar Kore dizileri,filmleri ve müziğini (k-pop) yakından takip ettiğimi ve çok sevdiğimi bilirler. Zaten tanımayan biri bile blog müziklerini dinlediğinde ve blog resmine baktığında anlar herhalde.. Bir çokları Kore çılgınlığının Psy'nin Gangnam Style adlı şarkısı sayesinde üne kavuştuğunu düşünse de bir çok ülke de hatta Türkiye de uzun yıllardır var olan  bir hayran kitlesi vardı..Sadece müzikleriyle sınırlı kalmıyor bu Kore çılgınlığı dizileri ve filmleri de vazgeçilmezlerden..  Bilmiyorum hiç dikkat ettiniz mi ama uzun yıllardır Trt1 Kore dizilerini ekranlarına getirir. Genellikle dönem dizileri olsa da benim de Kore dizileriyle tanışmama yardımcı olmuştur, Düşlerimin Prensi sayesinde. Kısa bir tanıtımdan sonra asıl konuya doğru geçiş yapmaya başlıyorum.Kore çılgının farkına varan insanlar (uyanıklar) dizileri,filmleri uyarlamaya hatta bazı ünlü kişiler kliplerinin bazı yerlerini onların kliplerine benzetmeye çalıştı.
Dizilerde; Bir Aşk Hikayesi, Güneşi Beklerken.
Filmlerde; Evim Sensin 
İster çakma ister uyarlama olarak algılayabilirsiniz. Aralarında başarılı olan da var dibe vuran da..


Bir Aşk Hikayesi adlı dizi I'm Sorry I Love You adlı diziden uyarlamadır. Orijinal diziyi tam olarak izleyemedim bir kaç bölüm izleyebildim. Ama I'm Sorry I Love You dizisini izleyenler tarafından da başarılı bir uyarlama olduğu söylenmekte. Orijinal halini iki bölüm izlemiş olan ben uyarlamanın aslına uygun olduğunu düşünmekteyim. Bir Aşk Hikayesi adlı diziyi severek izleyenlerdenim bittiği zaman orijinal diziyi izleyip objektif bir kanıya varabilirim tabi ama şuanlık görüşüm başarılı olduğu yönünde. Türkiye geneli dizilere bakıldığında konusu yönünden de farklılık yarattı bir renk 
oldu ''bence'' başarılı oldu. Tabi  diziyi uzatıp konuyu tersine çevirip saçmalamazlar ve şuan ki halini koruyup uyarlama özelliğini yitirmezlerse başarıya ulaşmış ilk Kore uyarlaması özelliğine sahip olacaklar.(bence) 





 
 Bir diğer uyarlama dizi ise Güneşi Beklerken.Bu dizi de  Boys Over Flowers adlı diziden uyarlamadır. Gerçi yanlış hatırlamıyorsam bu diziyi Koreliler Japonlardan uyarlamış durum biraz karışık anlayacağınız. :) Ama onların uyarlamalarında aslına sadık kalınmış. Fakat bizde durum birazdan da fazlaca değiştirilmiş. Çakma kelimesi pek hoşuma gitmese de uyarlamadan çakmaya doğru gitmiş. Diğer dizinin aksine orijinal halini izlediğim için sıkı bir eleştiri yapabilirim. :) Orijinalini izlediğimde güzel bir dizi olduğunu düşünsem ve beğensem de ütopik bir konusu olduğu su götürmez bir gerçek. Ama yinede keyifle izlemiştim. Hatta Trt Okul tarafından Türkçe dublajlı şekilde yayınlandı bu dizi. Sanıyorum çok beğenilen ve istenilen bir dizi olduğu için bu diziyi uyarlama gereği duymuşlar. Türkiye'de dizinin uyarlanacağını ilk duyduğumda başarılı olur mu olmaz mı tam kestirememiştim. Ama dizi yayına başlamış. Takip etmediğim için pek bilmiyorum fakat arada tekrar bölümlerine denk geliyorum. Ama ne zaman izlemeye çalışsam  dayanamayıp değiştiriyorum.  Konusu aşağı yukarı aynı olsa da bir çok şey  değiştirilmiş. Orijinalini izleyenler bilir ki dizinin esas oğlanı olarak adlandırabileceğimiz 4 yakışıklı zengin erkekten oluşan ve onlara okulca da F4  adı verilen 4 kişilik erkek grubu vardır. Ve bu grup erişilmezdir. Onlar 4 kişilik sınıfta özel eğitim görürler ve genellikle okul üniforması giymezler. Her neyse asıl anlatmak istediğim uyarlama diziden F4 ü çıkarıp F2 ye dönüştürmek baştan yapılan en büyük yanlış olsa gerek. Yani demek istediğim belirgin özellikler çıkarılırsa kötü bir taklitten ibarek olur. Bir nevi çakma yani.. Oyunculuklarda bana çok zorlama geldi..Diziyi daha fazla izlemeye katlanamayacağım için gördüğüm kısımları aktardım sadece..

Diziler şimdilik böyle ama arkası kesilmez gibi geliyor. Ve çokta başarıya ulaşılacağını zannetmiyorum belki arada bazıları sıyrılabilir...
A Moment To Remember izlediğim ilk Kore filmi olma özelliği taşıyor. Ve izledikten sonra bir saat ağladığımı bilirim çok etkileyici bir konuyu oyuncuların harikalığıyla birleştirince ortaya inanılmaz güzel bir film çıkıyor. A Moment To Remember adlı filmde ne yazık ki uyarlama olup katledilen filmlerden biri. Özcan Denizin imzasıyla Evim Sensin olarak çevrilen ve konuyu biraz değiştirerek aslına sadık kalınmayıp çok saçma bir filme dönüşen Evim Sensin.. Filmin ilk çıktığı zaman çok merak etmiş ve heyecan duymuştum. Orjinali çok etkileyici ve güzeldi bu yüzden uyarlama halinin de o yönde olacağını düşünmüştüm.. İzlediğime izleyeceğime pişman oldum diyebilirim. Alakasız zorlama bir senaryo kopyası gibi olmasın düşüncesiyle bir çok yerinin değiştirilmeye çalışıldığı ama başarılı olunamadığı çok belli.. Ve tabi ben genelde Fahriye Evcenin oyunculuğundan pek haz etmeyenlerdenim. Onun ''bana göre ''yapmacık tavırları da filmden uzaklaşmama neden oldu. Ne yazık ki bu uyarlama çalışması 
da dibe vurdu.. Evim Sensin filmini hala izlemeyenleriniz varsa doğru yoldalar onu izlemek yerine  A Moment To Remember filmini izlemenizi tavsiye ederim. Her şeyin orijinali makbul ne de olsa.  












 Ve bu yazıyı yazmamdaki asıl konuya gelecek olursak yeni bir duyum aldım. Evim Sensin filminden sonra yeni bir Kore Filmi uyarlaması olacakmış.
En çok sevdiğim Kore filmlerinden biri olan Only You/ Always adlı filmde ne yazık ki uyarlama film sırasında yerini almış. Mahsun Kırmızıgül bu filmin uyarlamasını çekmek için hazırlanıyormuş.Esas oğlan için  Burak Özçivit'e teklif götürmüş. Esas kız ise Fahriye Evcen olacakmış. Yani film kafadan fiyasko olacak gibi... Çok ama çok sevdiğim bu film de A Moment To Remember gibi katledilmeye hazırlanıyor desek yeridir. Tabi bunlar sadece duyumlar gerçeğe dönüşür mü bilemiyorum ama ne zaman Kore uyarlamalarıyla alakalı duyum alsam gerçeğe dönüştü. Bazı şeylerin tadında bırakılması gerektiğini düşünenlerdenim. Yani Kore hayranlığı gün yüzüne çıktığı için ve uyarlama yaparsak iyi para kazanırız anlayışıyla yapılan şeyler fiyasko oluyor. Şuana kadar çekilen Kore uyarlamaları başarısızlıkla sonuçlandı içlerinden sıyrılan tek isim gördüğüm ve araştırdığım kadarıyla Bir Aşk Hikayesi adlı dizi oldu. Ne diyeyim başarılarının devamını diliyorum. Zira severek izlerim o diziyi. Uyarlamaların arkası kesilir mi bilinmez ama bir müddet deneme yanılma yoluna gidip çok tutmuş Kore yapımlarını gelişi güzel uyarlama hatasına düşecekleri aşikar. Umuyorum aralarından sıyrılıp çıkan güzel yapıtlara rastlarız. 
NOT: Bu yazıda yazdıklarım yanlış anlaşılmasın. Ben ne film ne de dizi eleştirmeniyim. Böyle bir hevesle yazılmadı bu yazı. Sadece bir izleyici olarak gördüğüm ve rahatsız olduğum hususlar üzerinde duruldu. Ben sadece herkes gibi seyirci olarak gördüklerimi ve hissettiklerimi yazdım.